Bir kitabı bitirip kapağını kapattığımda, “Ben ne okudum böyle?” diye düşündüğüm anlar çok azdır. Ve o kitaplar, etkisinden kolay kolay çıkamadığım, zihnimi ve kalbimi uzun süre meşgul eden özel kitaplardır.
“Baharın İlk Şarkısı” da işte o nadir kitaplardan biri oldu benim için.
Daha kapağını açar açmaz cümlelerin altını çizmeye başladım. Altını çizdiğim, üzerine düşündüğüm o kadar çok satır var ki… Sayfalar ilerledikçe kitabın içinden geçtim sanki; satırların arasında kayboldum.
Kapağını kapattığımda içimde bir miktar hüzün, biraz burukluk ama en çok da umut vardı. Gözümden süzülen yaşların mutluluktan mı, hüzünden mi aktığını ayırt edemedim. Şimdi o sessiz düşünme evresindeyim…
Sevgili Bahar Eriş, kalemine ve yüreğine sağlık.
Lütfen hep yaz… Çünkü sen yazdıkça, biz hem düşünüyor hem de iyileşiyoruz.
Yazarı eğitimci kimliği sebebiyle okumak istediysem de kitap, aradığımı bulamadığım bir eser oldu.Konu bakımından güzel olsa da anlatımı bakımından aynı şeyi söylemek mümkün değil. Özellikle -üslup bakımından değerlendirirsek - çok daha erken bir dönem okunması yararlı olacak bir eser. Yazarın edebi zevki , estetiği ön planda tutmamış ya da tutamamış olması benim için bir eksiklikti belki de bu sebepten kitaba bir türlü dahil olamadım.Bu sebeple de kitabı beğenmedim.
Baharın İlk Şarkısı ", suskun bir kızın yüreğindeki fırtınaları kelimelere döküşü; kırık hayallerden doğan bir ağıt. Her satır, sevgisizliğin acısını şarkılara dönüştürerek sızlıyor içime, umudu karanlıkta bir kıvılcım gibi yakıyor. Kısa, ama kalbe kazınan bir hıçkırık yeniden doğuşu hissetmek isteyenler için vazgeçilmez.
Arka Kapaktan...
Talih ve yetenek arasındaki kırılgan dengede, insanın kendini gerçekleştirme mücadelesini anlatan Baharın İlk Şarkısı, kozasını sabırla ören bir tırtıl gibi, karanlığın içinde kendine yol arayanların ve fırtınalara rağmen umut etmekten vazgeçmeyenlerin romanı.
Bazı kitaplar vardır, okurken yazarıyla aynı yerden bakıyormuşsunuz gibi hissedersiniz…
“Keşke bu kitabı ben yazabilseydim” diye iç geçirerek hayranlıkla okudum…
Yetişkin bir kadının içindeki kalbi kırık kız çocuğuna tutulmuş bir ayna, sevginin peşinde umutla koşan fakat her seferinde eli boş kalan bir çocuğun hikayesi.
Ve sonra tıpkı bir bahar gibi başlayan içsel bir uyanış.
Bahar Eriş’in dili hem zarif hem de derin, akıp gidiyor ve duygular üzerine çok düşündürüyor.
Kendini keşfetme ve gerçekleştirme yolculuğuna çıkan herkesin çok seveceği bir kitap. Geçmişin örümcek ağlarına takılıp kalmadan, onu anlayarak ve sonunda yüzleşerek umutla yola devam etmek isteyen herkes bu kitaptan ilham alacaktır.
Sanırım bende şimdi anlıyorum anne ve babamı.. Özür dilerim anne, baba.... Özür dilerim çocukluğum...
Kalbimde ince sızılar vardı, anlamlandırmakta zorlanıyordum. Benziyoruz sanırım, gelir diye bekliyorum bende baharı.
Sevgiyle kalın
Yazarın okuduğum ilk romanı. Akıcılığı güzeldi, uzun betimlemerin arasında kaybolmuyorsunuz ama bir yandan da hikayeden ayrılmak istemiyorsunuz. Sosyal medyanın o sıradanlığına rağmen etkisi kısaca ve öz anlatıma sahipti. Çocukluğuna ait duyguların bugüne yansımasını anlatımı yerindeydi. Annesinin duygu dünyasını anlayıp yaşamını tanımlaması çok hızlı anlatılmış. Yaşamla barışmak daha uzun ve ayrıntılı betimlenebilirdi. Annesine ait bir defter anısıyla acemice geçiştirilmiş olduğunu düşünüyorum. Bu duygu ve düşünceler daha derinlikle ve bir çok anıyla zenginleştirilmesini tercih ederdim. Daha uzun olmayı hakeden bir roman. Herşeye rağmen okumak, düşünmek bambaşka birşey. Bunlar benim kanaatlerim yetirince yazamasam da. Okuyun ve kendi dünyanızda bütünleyin. Sevgiler
Bahar Eriş, üstün zeka ve yetenek üzerine çalışmaları olan bir eğitimci/akademisyen/yazar. Bu alanda kitapları, konuşmaları, eğitimleri var.
Bu kitap roman türünde yazılmış.
Fiziksel şiddeti “kötü dokunuş” olarak lanse etmesi çok hoşuma gitti. Her ne kadar eğitimlerde bunu böyle değerlendirsek de güncel dilimizde çok kullanmayız. Romanın doğal akışında kullanılmış olması çok hoşuma gitti.
Yazar, sosyal medyanın gerçekliğini de yine romanın konusu dahilinde o kadar güzel yorumlamış ve aslında eleştirmiş ki okurken “gerçekten öyle” dediğim yerler çoktu.
Çok beğendiğim bir bölümü aklımda kalanlarla yazacağım; Komik bir videoya gülüp ardından savaşla ilgili görsellere üzülüyor, sonra birine kızıyor ve şaşkınlık içerisinde bazı paylaşımlara bakıyoruz. Ve bu tek bir kaydır tuşuyla oluyor. Dakikalar içinde bir sürü duyguyu bize yaşatan bir sosyal medya. Ne kadar yerinde bir anlatımdı..
Yine bir çocuğu değiştirebilecek ve etkileyebilecek güce sahip olan öğretmenlik mesleğine değinilmesi ve tüm bunların romanın içerisinde harmanlanması çok yerindeydi.
Kalemine sağlık
"Susmak yerine konuşmayı seçerek döngüyü kıran cesur yüreklere..."Yine harika bir Bahar Eriş kitabı..Elimden bırakamadım, bir günde bitti.Yazarin emeğine sağlık
Sayfa sayısının az olmasına rağmen bana hissettirdiklerinin oldukça yoğun olduğunu fark ettim. Kısacık bir metin ama insanın içine dokunan, düşündüren ve iz bırakan satırlarla dolu.
Kitapta küçük bir kız çocuğunun suskunluğunu, kırık hayallerini ve kendine kurduğu sessiz dünyayı okuyoruz. Sevgi eksikliğinin, yalnızlığın ve içe kapanıklığın bir çocuğun ruhunda nasıl izler bıraktığını görmek hem hüzünlü hem de düşündürücüydü. Okurken kendi içime de dönüp bazı şeyleri sorguladığımı hissettim.
Dil olarak şiirsel ama abartısız bir sadelik var. Gereksiz yere uzatılmamış, kısa cümlelerle ama güçlü bir anlatım kurulmuş. Ben özellikle tırtıl–kelebek metaforunu çok sevdim. Sabırla beklemenin, karanlıktan çıkıp yeniden doğmanın ve umudu kaybetmemenin sembolü gibiydi.
Sonuç olarak, Baharın İlk Şarkısı bana hem hüzün hem de umut bıraktı. Okurken insanı biraz burkuyor ama aynı zamanda iyileştiren bir tarafı da var. Kısa sürede okunabilecek ama etkisi uzun süre kalan bir kitap arayanlara gönül rahatlığıyla önerebilirim.
Eskiden umut kelimesi bana pek bir şey ifade etmezdi. Anlamını bilmiyor değildim elbette ama hayat, insanlar… o kadar acımasız, ikiyüzlü ve yorucuydu ki, umut çok uzak bir ihtimal gibi geliyordu. Sanki onu yakalamak imkânsızdı, hep bir adım ötemdeydi ama hiç bana ait değildi.
Kitabı okurken bir şey içimde düğümlendi. Sevgisiz bir evin içinde, narin ama inatçı bir çiçek gibi büyümeye çalışan bir kız çocuğu… Sert, sevgisiz, öfkeli bir baba ve hayatı sadece ev işiyle geçen, duvar gibi suskun bir anne. O evin içinde sesini duyan kimse yok, sarılan kimse yok.
Kahramanın hikayesi bana bazı duyguları yeniden hatırlattı. O eksik sevgi duygusunun, bastırılmış çığlıkların nasıl bir insanda iz bıraktığını, ama yine de içindeki o minicik umut kıvılcımının zamanla nasıl koca bir ateşe dönüşebileceğini gördüm.
Bazen bir çocuğu sadece sevmek yeter. Koşulsuz, karşılıksız, yargılamadan…
İnsan bazen sadece kucaklanmak ister. Ve gerçekten, sadece sevilmeye değer olduğuna inandığında hayata tutunur.
‘Baharın İlk Şarkısı’ bana bazı yaraların izini sürdü, ama sonunda umutla kapanabileceğini de fısıldadı.
2004'ten bu yana Boğaziçi üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Eğitim Programı'nda üstün yetenek konusunda dersler veren Dr. Bahar Eriş, 1998-2000 döneminde Fulbright Bursu ile gittiği ABD'nin New York şehrinde, Columbia üniversitesi'ne bağlı Teachers College'de, üstün Yetenek Eğitimi Programı'nda master eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra aynı bölümde doktora eğitimine devam etmiş, 2005 yılında Ed.D. (eğitim doktoru) derecesi almıştır. 2000-2004 yıllarında Teachers College çerçevesindeki üstün yetenek eğitimine yönelik ve heterojen okul öncesi programlarında öğretmen olarak görev yapmıştır. Aynı zamanda profesyonel simultane çevirmen olan Eriş, 1995 yılında Boğaziçi üniversitesi, Yabancı Diller Yüksekokulu Mütercim Tercümanlık Bölümü'nden mezun olduktan sonra 1997 yılında aynı üniversitenin Eğitim Fakültesi, İngilizce Öğretmenliği bölümünden pedagojik formasyon diplomasına hak kazanmıştır.