Mesneviden Seçmeler okurken insanın içindeki acele yavaş yavaş eriyor, sanki kalbin üstüne serilmiş kalın bir perde aralanıyor da dünya aynı kalsa bile bakış değişiyor. Mevlana’nın satırları öğüt veren bir ses gibi tepeden konuşmuyor, elinden tutup aynı yolda yürüyen bir yol arkadaşı gibi, düşerken de kalkarken de insanın yanına oturuyor. Hikayeler ilk anda masal tadı bırakıyor, sonra bir kelime ansızın içini yakıyor, çünkü anlatılan şey başkasının hikayesi değil, insanın kendi gizli hâli, kendi kibri, kendi korkusu, kendi bitmeyen arayışı. Bir dervişin kapı eşiğinde sabırla bekleyişi, bir aşıkın yanışla olgunlaşması, nefsin ince oyunları, gönlün yorulduğu yerde rahmetin kapı aralaması, hepsi birer işaret taşı gibi duruyor, yolu gösteriyor ama yürümeyi okura bırakıyor. Okudukça anlıyor insan, aradığımız huzur bazen çok şey yapmakta değil, fazlalıkları bırakmakta, kalbi arıtmada, niyeti düzeltmede, kırgınlıkları ufaltmada, kendini merkeze koyma alışkanlığını yavaşça söküp atmada. Her kıssa, içteki taşlaşmış yerleri yontan ince bir keski gibi, sesi sert değil ama etkisi derin, insanı utandırmadan terbiye ediyor, yargılamadan yüzleştiriyor. Aşkı yalnız heyecan sananlara aşkın emek olduğunu anlatıyor, sabrı yalnız beklemek sananlara sabrın kendini tutmak olduğunu, tevekkülü yalnız susmak sananlara tevekkülün yola çıkıp sonucu Hakk’a bırakmak olduğunu sezdiriyor. En dokunaklı yanı da şu, metin insanı kusurlarıyla birlikte kucaklıyor, yine de daha temiz bir hâle çağırıyor, yani hem şefkat var hem disiplin, hem incelik var hem uyanış. Kitap ilerledikçe okurun içi genişliyor, sanki dar bir odada yaşadığını fark edip kapıları açıyor, nefes uzuyor, öfke yumuşuyor, gönül birinin hatasıyla hemen kararmamayı öğreniyor. Sayfalar kapanınca geriye garip bir sükunet kalıyor, susmak isteği değil, derinlik isteği, konuşurken bile kalbin gözetilmesi, her şeyin özüne dönme arzusu. Mesnevi, insana kendini sevdirmek için değil kendini aşmak için sesleniyor, ben dediğin o sert kabuğun çatlamasını istiyor, çatlayınca da içerden ışık sızıyor, insan hem eksildiğini sanıyor hem çoğalıyor, hem ağlıyor hem hafifliyor. Uzun zamandır unutulan bir hakikat var ya, insanın asıl yurdu dışarıda değil içeride, işte o yurdu hatırlatan metinlerden biri, okudukça insanın içine bir dua yerleşiyor, daha az kırmak, daha çok anlamak, daha çok sevmek, daha çok affetmek, ve en önemlisi kendini bile incitmeden Hakk’a yürümek.