Roman, teknolojinin ve bilimin insan yaşamını tamamen kontrol ettiği distopik bir geleceği anlatıyor. Dünya Devleti adlı bu düzende insanlar doğal yollarla doğmuyor, laboratuvarlarda üretiliyor ve daha doğmadan hangi sınıfa ait olacakları belirleniyor. Böylece bireyin kaderi, daha baştan sistem tarafından çizilmiş oluyor.
Romanda mutluluk, “soma” adlı bir maddeyle yapay biçimde sağlanıyor. İnsanlar acıdan, üzüntüden ve sorgulamadan uzak tutuluyor. Ancak bu yapay mutluluk, özgürlük ve bireysellikten vazgeçmenin bir bedeli. Yazar, gerçek mutluluğun düşünmeden ve acı çekmeden yaşamak olup olmadığını sorguluyor.
John adlı karakter yapay topluma dışarıdan gelen bir figürdür ve sistemin insan doğasına aykırı yönlerini açığa çıkarıyor. Onun yaşadığı çatışma, bireyin bu tür bir düzende var olamayacağını gösteriyor.
Sonuç olarak roman, mutluluk uğruna özgürlüğünü feda eden toplumların zamanla insanlıklarını da kaybedeceğini anlatan güçlü bir eleştiri kitabı olarak karşımıza çıkıyor.