·437 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ocak 2026 22:53 Merhaba sevgili okur,
Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir.
Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur.
Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen.
1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur.
“Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…”
Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır.
“Çok varıp gelirsen olmaz her yere
Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...”
2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa kavuşacaktır. Zorlu sınavından başarıyla geçen Mustafa bir tas suyu Ayşe’nin ellerinden içmeyi hak etmiştir.
“Her mutluluğun bir düğümü olur.”
“Gönül onların değil ki?.. Benim içim yanıyor. Sevgi bilmemiş adamların dediğiyle işe girilir mi?”
3- Süleyman ile İkbal: Aşkı ve padişahlığı arasında kalan Süleyman’ın aşkı seçmesi de bir şey değiştirmez. Padişahsan sadece padişahsındır. Bazen bedenin ölmez, sadece ruhun ölür ama kimse bilmez. Geriye sadece padişah görünümünde bir posa kalır. İkbâl’ini kaybeden Süleyman’ın hikâyesi.
“Kadın bu, sezer! Hele âşıksa..”
4- Tahir ile Zühre: Çocukları olmamasından dertli padişah ve vezirinin sihirli elma yiyerek çocukları olur padişahın kızı Zühre, vezirin oğlu Tahir. Gel zaman git zaman sonra bunlar birbirine aşık olur. Herkes razıyken kızın annesi razı olmaz. Padişaha büyü yaptırıp Tahir’i zindana atılmasını sağlar. Yaşadıkları onca tutsaklığa rağmen Tahir ile Zühre birbirinden hiç kopmazlar ama kader aşıklara bir kere daha gülmez. Sevelere engel olmaya çalışanlara ders verecek bir sonla biter. Kan kırmızısı gül aşıkların sembolü olur. Onların bitmeyen aşkı gibi gül de yaz kış solmaz.
“Dünya bize saraydı
Devran böyle kalaydı
Ölüm Allah'ın emri
Ayrılık olmasaydı”
5- Kerem ile Aslı: Yakışıklı ve merhametli Kerem su kenarında yüzerken türkü söyleyen güzeller güzeli Aslı’ya aşık olur. Ama kavuşmalarına engel olan bir şey vardır. Dinleri başkadır. Kerem de Aslı da aşar bu durumu ama Aslı’nın keşiş olan babası kabullenmez. Aslı’yı kaçırır kaçırmasına ama yakalanır. Bey zoruyla düğüne razı olur ama Aslı’dan bir isteği vardır. Aslı düğün günü kendisinin hediye ettiği gömleği giyecektir. Düğün olur, herkes mutludur. Gerdekte farkedilir gömleğin büyülü olduğu. Gömlek önce Kerem’i sonra Kerem’den sıçrayan bir kıvılcımla Aslı’yı yakar. Taa ki her şey kül olana kadar.
6- Yusuf ile Züleyha: Yusuf Peygamber’in halk hikayesine uyarlanmış hâli. Bu hikayedeki fark Yusuf da Züleyha’ya aşıktır, Züleyha evli olduğu için ona yaklaşmaz. Sonu pişmanlıkların kabulü ve kavuşma ile biter.
7- Taşbebek: Askerden dönen Mahmut’un artık evlenme zamanı gelmiştir. Gönlünde köyün güzel kızı Zehra vardır. Kız istenir ve Mahmut ile Zehra muratlarına ererler. Boş durmayan kader yine ağlarını örer, mutluluklarına gölge düşer.
“Bazı mutluluklar gölgelenir. Alınyazısı mı diyelim, tabiatın vermezliği mi?” Evliliklerinin üzerinden iki sene geçmesine rağmen henüz çocukları olmamıştır. Mahmut’un babası oğlunun zürriyetsiz kalacağı endişesiyle oğlunu tekrar evlendirmek ister. Zehra çaresizce boynunu büküp kabul eder. Mahmut bu durma itiraz eder ve babasından bir yıl süre ister. Bu süreçte çocukları olmadığı gibi Zehra hastalanır ve ameliyat olur, çocuğu olmayacağını öğrenir. Bu dertle yanıp kavrulurken çarşıda bir taş bebek görür ve alır. Onu gerçek bebekmişçesine sahiplenir. Bir de isim verir, Fadik. Herkes Zehra’nın deli olduğunu düşünürken bir mucize olur. Onca yağmur duasına rağmen yağmayan yağmur Zehra’nın duasıyla yağar, Fadik canlı bir bebeğe dönüşür ve herkes muradına erer.
Mucizevi bir sonla biten hikayelerdendi.
8- Ferhat ile Şirin: Horosan’ın melikesi Mühmine Banu kardeşi Şirin’e yaptıracağı saray için usta arayışındadır. Usta bulurlar bulmasına da bir de gül bahçesi ister Mühmine Banu. Böylece tanışırlar iki sevdalı. Ferhat Şirin’e, Şirin Ferhat’a vurulur. Gül bahçesi için Demirdağ’ın delinmesi gerekir. Demirdağ’ı delip suyu getirene dilediği verilecektir. Nakkaş Ferhat, Şirin için işe talip olur. Bileğine değil yüreğine güvenen Ferhat dağı delip suyu getirir gül bahçesine. İster Şirin’ini ama kader bu ya Banu da aşıktır Ferhat’a. Ferhat’ın Şirin’i istemesine dayanamayıp attırır Ferhat’ı zindana. Zindandan kaçan Ferhat Hürmüz Şah’ın yardımıyla Şirin’e kavuşur.
“Sen saz da mı çalıyorsun Ozan mısın?
Evet. Aşık da derler. Ama düne kadar aşk
nedir bilmezdim.”
“Bileğime değil, yüreğimeydi güvenim.”
9- Leyla ile Mecnun: Bağdat ile Basra arasında Beni Amir kabilesinin reisi tek bir şey hariç her şeye sahiptir. Bir evladı olmamıştır. Allah’a yalvarır yakarır sonunda duaları kabul olur. Amir’in Kays adını verdiği bir oğlu olur. Kays büyür ve okula başlar, gel zaman git zaman sonra okula leyla saçlı, leyla bakışlı Leyla gelir. Kays ile Leyla birbirlerini çok severler. Adını kendileri koyamazlar ama herkes onlara aşık der. Kays aşkını dağa, taşa, toprağa, rüzgara anlatadursun adı çoktan deliye çıkmıştır. “Aşk ateşi kavurdu mu, iyi olunmazmış. Herşeye bulunur da, aşka çare bulunmazmış.” Durumun ciddiyetini anlayan Amir oğlu Kays’a Leyla’yı istemiştir ama Leyla’nın babası Kays’ın adı deliye çıktığı için kızını vermek istemez. Bunu öğrenen Kays kendini çöllere vurur. Çölde, başka bir kabilenin reisi olan Nevfel ile karşılaşırlar. Nevfel Kays’a acır ve onu yanına alır. Bu sırada Leyla’yı başkasına verirler. Nevfel Leyla’yı Kays’a almak için savaşır ama Kays Leyla için savaşanların tarafını tutar. Kays aşkını kendisi için isteme bencilliğinden bile azade olarak mecnuna dönüşmüştür. Leyla sözlüsüyle evlenir ama Kays’ı hiç unutmaz. Bir gün onunla mektuplaşıp buluşmaya karar verirler. Karşılaştıklarında Mevnun Leyla’yı tanımaz. Mecnun da yoktur artık Kays’da. Artık hepsi tek vücuttur. Leyla da, Mecnun da, Kays da…
“Senin adın ne?
Kays. Amir'in oğluyum. Ama insanı büyüten, övünecek ismi olması değil, bunu gizleyecek yüreği olması.”
“Bir dize takıldı aklıma. Ne diyor şair? Aşk kadehinden içen sarhoş olur, olan kadehe değil,
içene olur.
“Çılgın diyorlar bana, Mecnun diyorlar. Çıldırmayacak olduktan sonra, sevmek neye yarar?”
10- Aşık Garip: Tiflis’in Türk paşası Sinan Paşa’nın kızı Mahmihri saraya bir ozanın geleceğini öğrenir. Gelen ozan Aşık Garip’tir. Mahmihri kafes arkasından gizlice seyrederken Aşık Garip’in sazına elini uzatır, o sırada Aşık Garip de sazını almaya yeltendiğinde elleri kavuşur, elleri kavuştuğu gibi yürekleri de kavuşur. Sinan Paşa’nın kızını vermeyeceğinden korkan Garip huzura çıkıp Mahmihri’yi ister. Sinan Paşa da razı olur olmasına da, Mahmihri’ye talip olan Hurşit Bey buna karşı çıkar. Beş parasız adama kız verirsen kızın kusurlu derler, diyerek Sina paşayı kandırır. Garip de zengin olmak için yedi yıl süre ister. Bu yedi sene süresinde Hurşit Bey Mahmihri’yi, çeşitli oyunlarla, Garip’in öldüğüne inandırmaya çalışda da Mahmihri beklemeye kararlıdır. Yedi yıl sonra Tiflis’e zengin olmuş bir şekilde dönen Garip ile Mahmihri kavuşur.
Olağanüstü ögelerin bulunduğu hikayelerdendi.
11- Gılgameş’le Engidu: Bundan dört bin yıl önce, Babil ülkesinin Uruk kentinde, üçte iki tanrı üçte bir insan olan Gılgameş, kibrine kapılıp Uruk halkına zulmetmeye başlamıştır. Tanrıların gazabını çeken Gılgameş’in üzerine gönderilen dev Endigu’yu güreşte yenmesi gerekiyordur. Annesi Gılgameş’in yardımına koşar ve Miliza’nın dişiliğini kullanarak Endigu’yu alt etmesini ister. Miliza ve Endigu bir süre birlikte yaşarlar. Endigu bir devdir ama aşk kalbini yumuşatır. Güreş sırasında Gılşgameş’in kazandığını açıklar ve Gılşgameş de artık iyi bir hükümdar olmaya söz verir ancak bir dertleri daha vardır. Humbaba isimli devin tehdidinden Uruk’u koruması gerekiyordur. Endigu’yu da yanına alarak Humbaba’nın peşine düşer ve onu iki kaşının ortasından vurup öldürür. Gılgameş Uruk’un başına geçer, Endigu ile Miliza da evlerine döner. Mutlu son.
Homeros Destanı’nı Odisseaus anlatısına benziyor.
12- Cici Murat: Ağa Cici Murt evlenme çağı geldiği hâlde kızı Güllü’yü kimselere vermek istemez. Karısı konuyu her açtığında “Hep kaçardı… Duymak istemezdi. Oysa, çağı gelen şey önlenemez.” Ancak Cici Murat kızı için gelen her gelen talipliye bir kusur buluyordu. Sonunda gerçeği kabullenen Cici Murat, kızıyla evlenecek kişinin Akbaş ve Karabaş isimli köpekleri geçerek ahırdaki atı çalmasını şart koştu. Bu sırada aslında Güllü’nün de gönlünde biri vardır, Çoban Ömer. Ömer de ağa kızınan yanıktır ama haddini bilip kızı isteyemiyordur. Sonunda Güllü’den yeşil ışığı gören Ömer bir tür Ali Cengiz oyunuyla atı da Güllü’yü de alır. Güllü’yü evlendirmeyi başaran anne hikayenin en mutlusu olur.
13- İsmet’in Kısmeti: Şimdiye kadar okuduğum en keyifli hikayeydi, sevdim. Güldürü unsurlarıyla oluşturulmuş fıkra gibi bir hikayeydi. Şu alıntı ne kadar keyifli olduğunun örneğidir: “Bakmış adamın biri eşeğini ağaca çıkarmaya çalışıyor. Kan ter içinde uğraşıyor. Eşek de inad etmiş, kımıldamıyor. Zaten kımıldasa da eşeğin ağaca çıktığı görülmüş mü? Balık olsa neyse.”
Gülsüm aptallığı sebebiyle kısmeti çıkmamış, evde kalmış bir kızdır. Anası ve babası da çok akıllı olmayınca bu kızcağız da aptal olmuş çıkmış. Günün birinde, akıllı kadınlardan bıkan İsmet, aptal kadın armaya başlar ve Gülsüm’ü bulur. Yaşanan olaylar neticesinde Gülsüm’ün fazla aptal olduğunu düşünür. Gezip dolaşmaya, Gülsüm’den daha aptal birisini bulursa Gülsüm’e razı olmaya karar verir. Çeşit çeşit aptalla karşılaşır ve Gülsüm’ün o kadar da aptal olmadığına karar verir. Doğru bir karar olmadığını çok geçmeden anlar ama yine de kararından dönmez. Gülsüm’le İsmet mutlu olurlar. Bir de çocukları olur ama ne şanslılar ki o akıllıdır.
14- Şah İsmail: Melik Şah’ın oğlu Şah İsmail ava meraklıdır. Bir gün ceylan avına çıktığında tam oku atacakken bir ses işitir: “Dur avcı! Vurma!”. Bu ses Türkmen kızı Gülperi’ye aittir. Şah İsmail Gülperi’nin cesaretine hayran kalır ve ona aşık olur. Melik Şah, kızı babasından istemek için gider ancak Gülperi’nin babası kızını vermek istemez ve kaçar. Şah İsmail yollara düşüp Gülperi’yi ararken karşısına bir silahşör çıkar, sonradan öğrenir ki bu silahşör bir erkek değil kadındır, bu kadın Arap Özengi’dir. Bundan sonra yollarına birlikte devam eden ikili Gülperi’yi aramaya devam ederler sonunda bulurlar ve Şah İsmail’in ülkesine gelip evlenmeye razı ederler. Ederler etmesine de kader ağlarını örer ve işler değişir. Şah İsmail’in babası Melik Şah Gülperi’ye göz koyar ve oğlunun gözlerine mil çekilmesini ister. Son anda yetişen Arap Özengi ise Şah İsmail’i kurtarır. Melikşah‘a teslim olmak zorunda kalan Gülperi ise çoktan gitmiştir.
15- Tepegöz: Uruz Bey oğlu Basat’ın kaybolup aslanlar tarafından büyütmesi ile başlayan hikaye, yarı insan yarı peri Tepegöz’ün doğumuyla devam eder. Tepegöz hızla büyüyen ve insan eti yemekten hoşlanan bir devdir. Zamanla zapt edilemez hâle gelir ve Uruz Bey tarafından bir dağa kapatılır. Basat bu duruma bir son vermek ister ve dağa çıkar. Ne yaptıysa Tepegöz‘e işlemez ve en sonunda Tanrı’nın yardımıyla tepesindeki göze zarar vermesi gerektiğini anlar. Aslanların büyüttüğü yiğit Basat, Tepegöz’ün yalvarmalarını aldırmadan onu öldürür ve artık herkes rahat bir nefes alır.
Homeros Destanı’nda Odysseia’nın Polyphemos'la olan macerasının hemen hemen aynısı.
16- Mutlu Çift: Herkese nasip olmayan, o sever, sevinir diye yapılan, geriye kalan hiçbir şey umursanmayan, insanın içini ısıtan bir hikaye. Dünyada kaç kişiye nasip olur bilinmez ama sağlıklı evliliğin tek şartı bu hikayede gizli.
17- Deli Dumrul: Dede Korkut hikayelerinden birisi ola Deli Dumrul, yiğit lakabıyla anılırmış, diyerek adından da nâmından da memnundur. Bir gün anası Dumrul’un para kazanması gerektiğini söyler. Bunun üzerine Dumrul bir köprü kurar ve geçenden otuz geçmeyenden kırk akçe alır. Para vermeyen de dayağı yer. Gün gelir azrail Dumrul’u bulur, yenişmezler. Azrail’in bir şartı vardır: eğer dumrul yerine ölecek birisini bulursa canını almayacaktır. Dumrul önce babasına sonra annesine gider ama can tatlıdır, onun yerine ölmeye razı olmazlar. Dumrul kaderine boyun eğip canını vermeye hazırlanırken Azrail Salcan’a da sormasını söyler. Salcan gözü kapalı canını vermeye razıdır. Tanrı ise bu durumda onlara kıyamaz ve Dumrul’un canını bağışlar. Azrail elini Dumrul’un üzerinden çeker. Salcan ve Deli Dumrul evlenirler, mutlu mesut yaşarlar.
18- Sefa ile Vefa: Mizah unsurlarıyla örülü hikaye çok keyifliydi. Kahramanları, Sefa, Vefa bir de Sefa’nın karısı Zehra. Hikaye, birbirinden saf olan bu üçlünün bir deve yumurtası meselesini anlatır.
19- Saf Asaf: Mizah unsurlarıyla örülü ve kıssadan hisse çıkarımlarıyla oluşmuş bir hikaye. Saf Asaf’ı kandırmaya çalışa Cin Emin’in kuyu kazarken düşmesinin hikayesi.
20- Ese ile Köse: Bir bey kahyalık için hem akıllı hem de dürüst bir çalışan istiyordur. Başvuranlar ya çok saf ve iş bilmez ya da akıllı olanlar dürüst değildir. İşe köse lakaplı birisi başvurur. Bey ondan pek hoşlanmasa da bir şans vermeye karar verir. Bey’in dört şartı vardır: Köse koyun alacaktır ancak koyunları canlı getirecektir, bu bir. Koyun derisinden çanta yapacaktır, bu iki. Yünlerinden hırka yapacaktır, bu üç. Sonra da, koyunun kanını ayrı canını ayrı getirecektir, bu da dört. Köse kabul eder ve yola düşer. Yolda Ese’yle karşılaşır. İyi niyetli ve saf Ese’nin akıllı ve güzel kızı Ayşe sayesinde Köse, Bey’in sınavından geçerek kahya olur. Akıllılığı sayesinde Bey’in dikkatini çeken Ayşe de Bey’in oğluyla evlenir. Hikaye düğünle biter.
21- Boğaç Han: Bir gün Kam oğlu Bayındır Han şölen kurar, üç ortağ serdirir, bir ak, bir kara ,bir al otağ. Oğlu olan ak otağa, kızı olan al otağa, oğlu kızı olmayan kara otağa buyursun der. Çocuksuzların önlerine kara koyun eti konacak. Yiyen yesin, afiyet olsun. Beğenmeyen çıkıp gitsin, kalbi neyle dolarsa dolsun, der. Çocuğu olmayan Dirse Han bu duruma çok üzülür. Gel zaman git zaman sonra Dirse Han’ın bir oğlu olur. Yiğitliğiyle ve aklıyla boğayı devirerek adını alır, Boğaç Han. Boğaç Han’ı kıskananlar ona iftiralar atarlar ve babası olarak Dirse Han’ın ceza vermesini isterler. Dirse Han Boğaç’ı öldürmeye çalışır ama Boğaç kurtulur, babasını da düştüğü zor durumdan kurtarır. Yaptığı hatanın farkına varan Dirse Han ailesi tarafından affedilir.
Dede Kurkut geldi. Boy boyladı, soy soyladı:
“Onlar da bu dünyadan geldi geçti
Kervan gibi kondu kondu göçtü
Gelimli gidimlidir bu dünya
Kimseye kalmadı, onlara kalacak değil ya
Ocaklarda ateş yansın, sönmesin
Tanrı kimseyi namerde muhtaç etmesin.”
22- Emrah ile Selvi: Emrah, Van Gölü kıyılarında bulunan Erciş’te, Miroğlu Ahmet Bey’in konağına varır. Herkes Emrah’ın aşıklığına hayrandır. Bunlardan birisi de Miroğlu‘nun kızı Selvi’dir. Emrah‘la Selvi büyük bir aşk yaşarken Emrah dayanamayıp Miroğlu‘ndan kızını ister. Miroğlu bu duruma çok öfkelenir. Bu sırada Şah Abbas’ın ordusu Van’ı kuşatmıştır ve Selvi‘yi esir almıştır. Şah Abbas Selvi’yle evlenecektir ama Selvi türlü bahanelerle onu yıllarca oyalar. Miroğlu ölmeden önce Emrah’a Selvi’yi bulmasını ve onunla evlenmesini vasiyet eder. Van ve İsfahan arasında geçen hikayede Emrah Selvi’yi bulur. Şah Abbas bir şartla Selvi‘yi Emrah‘a vermeye razı olur. Emrah Selvi‘nin elinden zehir içecektir. Emrah kabul eder. Selvi bilmeden Emrah‘a zehir getirir. Tam içecekken Şah Abbas kalbi yumuşar ve Emrah ve Selvi’yi kavuşturur.
23- Tekkeşoğlu: Tekkeş Bey’in oğlu Ali güçlü, akıllı ve yaman bir güreşçidir. Pehlivan‘da olması gereken üç şey Tekkeşoğlu’nda da vardır: bilek, yürek, akıl. Namı İstanbul’a, padişaha kadar varır ve güreşmesi için çağırılır. En güçlü rakiplerini bile hızlıca yener. Demir Mahir gibi güçlü ve iri yapılı güreşçiyi de yener ve Demir Mahir’in güreş sırasında kolu kırılır. Yabancılarla güreşecek olan Mahir’in bu durumuna padişahın canı çok sıkılır. Tekkeşoğlu dilini tutamayınca da onu öldürmeye karar verir, gelgelelim mabeyincinin eli varmaz. Tekkeşoğlu tekrar köyüne dönerek hayatını sürdürürken padişaha yabancılarla güreşecek bir pehlivan gerek olur. Tekkeşoğlu’nun kardeşiymiş gibi padişahın huzuruna getirirler ama Tekkeşoğlu padişahın gazabından korkmaktadır. Padişah güvence verince güreşir ve kazanır. Ödül olarak da yaşıtı bir kızla evlendirilir. Tekkeşoğlu dilini tutmayı öğrenmiştir.
24- Sencer: Kılıç Aslan oğlu Sencer resimdeki bir yüze aşık olur. Sinbad ülkesinin prensesinin resmidir bu. Sencer, lalası Ahmet Baba’yla birlikte yollara düşer, denizleri aşar ve sonunda ülkeye gelir. Öğrendikleri gerçek karşısında şok olur ve alacağı dersi alır. Bu resimdeki yüz mihracenin genç hâlidir ve ülke halkı prensesin genç halini çok sevdiği için ikonlaştırıp resmetmeye devam etmiştir. Sencer biraz hüzünlü biraz da dersini almış hâlde ülkesine geri döner. Son dersi lala Ahmet Baba verir. Hiçkimse öylece kalmaz, herkes yaşlanır…
25- Kanturalı: “Dedem Korkut diyince, varılır Oğuzlar zamanına. Kulak verilir bu Türklerin şanına. O zamanlar, Oğuz boyunda, Kanlı Koca derler, bir bey yaşardı. Kanturalı adında, delikanlı bir oğlu vardı.” sözleriyle başlayan hikayede babası Kanturalı’yı evlendirmek ister. İster istemesine de Kanturalı’nın kriterleri çok yüksektir. Kanlı Koca harekete geçer, oğlu için kız aramaya başlar ama hem yiğit ve cesur, hem hünerli, hem güzel kızı bulmak çok da kolay değildir. Gel zaman git zaman sonra Trabzon Tekfuru’nun kızını bulur. Yalnız Tekfur’un kızını vermek istediği kişiden isteği vardır. Trabzon’daki üç canavarı öldürene kızını verecektir. Kanturalı, otuz iki yiğidin canını alan bu üç canavarı öldürüp Tekfur’un kızı Selcen’e kavuşma için önce boğayı, sonra aslanı, en son da buğrayı aklıyla ve gücüyle alt eder ve Selcen’e kavuştur. Kavuşur kavuşmasına ama Selcen’in yiğitliği Kanturalı’ya ağır gelmeye başlar. Ona erkek işine karışmaması konusunda ders vermek ister. Selcen’i hafife alan Kanturalı boyunun ölçüsü alır. Kendisinin de istediği gibi üstün meziyetlere sahip bir kadınla evlenmenin de kendine göre zorlukları olduğunu kabul eder ve Selcen’le barışır.
Hikaye Dede Korkut’un güzel nasihatıyla son bulur:
“Dedem Korkut geldi. Boy boyladı, soy soyladı. Bakalım neler söyledi :
Ne oldum değil, ne olacağım diyin beyliğe
erenler
Kaldı mı hiçbirine, dünya benim diyenler
Toprak örter, zamanı gelince ecel alır,
Geçicidir bu dünya, baksanıza bir, kime kalır Tükenir biter, yiter gelimli gidimli dünya
Kimseye sürekli mekan olmaz bu ölümlü dünya
Önemli olan, şerefli, dürüst yaşamaktır
Arkada temiz, güzel, yiğit bir isim bırakmaktır.”
26- Barsisa: Yaşadığı çevrede sözü dinlenen, el üstünde tutulan, halk tarafından büyük saygı gören bilge bir adamdır Barsisa. Bu durumu çekemeyen Şeytan Barsisa’ya bir tuzak hazırlar. Öyle çetrefilli bir tuzak ki olaylar silsilesi birbirine bağlantılıdır ve kimse gerçeği göremez. Barsisa Şeytan’ın aklıma uyar ve o saatten sonra işler daha da kötüleşir. Şeytan’a uyulan her işte olduğu gibi bu hikayede de son hüsranla biter. Barsisa canıyla birlikte onurunu da kaybeder.
Hikaye şu şekilde son bulur: “Şunu öğütlüyor yüce düşünür Mevlana: Kötü dost edinirseniz, sizi kötülüğe çağırırsa, ona inanmayın, dediğini yapmayın. Sizi kötü duruma soktular mı dostunuz kalmaz artık.”
27- Arzu ile Kamber: Bir evin bir kızı olan Arzu, babasının haramilerin yağmaladığı bir kervandan sağ olarak kurtardığı bir erkek çocuğunu eve getirmesiyle kardeş sahibi olur. Bu çocuk Kamber’dir. Arzu ile Kamber büyürler, Arzu annesi ve babası arasındaki bir konuşmadan Kamber’in kardeşi olmadığını öğrenir. Ona karşı olan duygularının kardeşçe olmadığı fark ederek Kamber’e açılır. Kamber ile Arzu anlaşırlar. Ancak annesi Arzu’yu zengin birisi ile evlendirmek ister. Arzu direnir. Kamber Arzu’yu beklerken Arzu annesinin oyunlarıyla Kamber’e gidemez. Kamber dayanamayıp kendini uçurumdan atar ama ölmez. Melik Şah’ın sarayına götürülür. Kamber olanları Melik Şah’a anlatır. Bu sırada Kamber’in öldüğünü düşünen Arzu kaderine boyun eğip evlendirilmesine ses çıkarmaz. Melik Şah Arzu’yu sarayına çağırır. Orada Kamber’i gören Arzu çok sevinir ama Kamber Arzu’ya güvenmez, sevgisine inanmaz. Buna dayanamaya Arzu parmağını oracıkta keser. Melik Şah annesinden Arzu’yu ister. Kadın mecburen kabul eder. Melik Şah Arzu ile Kamber’i evlendir.
28- Elmalı tabak: Halktan iki esnafın, kendisini herkesten akıllı gören padişaha verdiği dersin hikayesi. Eee ne de olsa “Akıl akıldan üstündür.”
29- Bedriye Sultan: Ege denizi kıyılarında bir ülkenin hükümdarı uzun zamandır kayıptır. Bir oğlu vardır, Halis. Annesi soylu olmadığı için halk tarafından tahta geçmesi istenmemektedir. Hükümdarın ikinci karısı Bedriye Sultan’dansa iki yaşında bir oğlu daha vardır. Ancak henüz çok küçük olduğu için tahta geçememektedir. Halis, ülkelerinde tutsak olarak bulunan Aris isimli prensese aşıktır ancak babasını aramak için ülkeden ayrılması gerekmektedir. Ayrılmadan önce Aris ile görüşüp ona duygularını açıklar. Bunlar olurken, Bedriye Sultan’ın kendisine karşı olan ilgisinden, Halis’in haberi yoktur. Olaylar birbirini kovalar ve hükümdar esir düştüğü Aris’in ülkesinden kendi ülkesine gelir. Halis Aris ile birlikte onun ülkesine yerleşmeye gider. Bedriye Sultan da sultan olduğunu tekrar hatırlayıp kendine gelmeyi başarır.
Okuduğum en kötü hikaye buydu.
30- Barış Kervanı: Bir ülkenin yaşlı padişahı ölümüne yakın ülke yönetimine iki oğluna bırakır; doğuyu büyük oğlu Ferhat’a, batıyı küçük oğlu Serhat’a. Padişahın ölümünden sonra iki oğul arasında taht kavgası başlar. Onlar kavga ededursun çiftçi Hüsmen Ağa ve Kervancı arasında bir hasbıhal gerçekleşir. Hüsmen Ağa bulduğu çanağı ne yapacağını bilememektedir, içinden çok altın çıkarsa huzurunun bozulacağını düşündüğü için açmak istememiştir. Bu çanağın yakışacağı kişinin ise padişah olduğunu düşünmektedir. Kervancıdan bu çanağı padişaha götürmesini ister ancak kervancıdan padişahın öldüğünü öğrenir. O zaman kervancının gittiği yöndeki Serhat Sultan’a götürmesini ister ayrıca kimden geldiğini sorarsa Ferhat Sultan’dan geldiğini söylemesini ister. Kervancı yola düşer, Serhat Sultan’ın huzuruna varır, hediyeyi verir ve Ferhat Sultan’dan geldiğini söyler. Serhat Sultan bu duruma çok şaşırır. Hediyenin altında kalmak istemeyen Serhat Sultan da Ferhat Sultan’a pahalı hediyeler gönderir. Şaşıran Ferhat Sultan kardeşinin ne istediğini anlamaya çalışır. Kervancının akılcı teklifi ile iki sultan doğu ile batının tam ortasındaki Hüsmen Ağa’nın tarlasında buluşur. Aralarında anlaşan sultanlar kavgayı bitirip barış yaparlar. Bu sebeple hikayenin adı “Barış Kervanı” olur.