Derinden bir düş kırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığın zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğünü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düş kırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz.
Bertrand Schmidt'in piyesinde kuklalar oyunu anlamışlardı, sonra oynamaya devam ettiler. Ben de oyunu anladım. Bütün hareketlerini en ufak ayrıntısına dek tayin eden incecik iplerin varlığını seziyorum. Sanıyorum ki onlardan kurtulacak, ipleri koparmak, keyfince oynamak mümkündür. Öyle sanıyorum ve çabalıyorum. Bir gün gelecek oyuna devam etmekten başka yol olmadığını anlayacağım, kendimi iplerin emrine bırakıverecegim.
Ama o zamana kadar çabalamak gerek.
…
…
Kuklalardan, iplerden yazmışım bir yere de. Yok artık ip filan. Ben bana aitim. Iki-üç aydır da kendimle barıştım. En güzel şey bu. Bir de Tanrı ile barışabilseydim. Ama ikimizin de niyeti yok sanırım.
İpler yok oldu, Ayhan da yok oldu galiba. Ayhan geceleri yatağa yatarken içimde bir noktada sızlayıp duran bir yara sadece.