İtiraf ediyorum ki, son sayfayı okuduğumda biraz duygulandım. Çünkü, her insan farklı deneyimler yaşayıp benzer duyguları ya da benzer deneyimlerden farklı duygulara kapılabiliyor. İnsan iyi veya kötü olsun. İçinde her zaman acı veren yaşanmışlıklardan dolayı hüzün taşır.
Birey olarak, doğduğumuz günden belki bu zamana kadar iyilikle yaşamayı, iyilikten taraf olmayı, iyiliği hayatımızın merkezine almayı öğrendik. Elbette olması gereken de budur. Kimsenin itirazı yoktur buna.
Ancak, tek başına iyilikle doğmamıştır insan. Yin-Yang sembolünde olduğu gibi. İyi ve Kötü'yü, birbirini tamamlayan bir yapbozun iki parçası gibi içimizde taşıyoruz.
Her durumda onlardan besleniyoruz.
Habil ve Kabil, nasıl ki bir babanın iki oğlu olarak iyiliği ve kötülüğü "temsil" ediyorsa, iki farklı insanın tek vücutta birleşmesi gibi her birimiz ruhumuzda bunları taşıyoruz.
Her mutlulukta, kaybetme korkusu;
her kayıptan sonra ise mutluluk umudunu ruhumuzda besliyoruz. Bize Habil olmayı öğretirken, Kabil'den hiç bahsetmediler. Hep Kabil'e karşı uzak durmayı öğrendik. Onun yanlışını referans alarak iyiliği baş ucu yaptık.
Bana göre tek başına iyilik veya tek başına kötülük yoktur.
En büyük iyilikler bazen kibirden, en büyük kötülükler ise bazen sevgiden yapılabiliyor. Yeter ki insan sonuçlarını öngörebilsin. Çünkü kimi iyilikler hüsranla, kimi kötülükler iyilikle de sonuçlanabilir. İnsan öngöremediği sonuçlar karşısında pişmanlık ta duyabilir. Kabil'de benzer pişmanlığı yaşadı. Çünkü oda biliyordu içinde iyilik olduğunu. Ancak yine de istediği şansı bulamadı. Dilediği iyilik yapma fırsatını elde edemedi. Ve kötülüğü ile baş başa bırakarak kötülüğüne şans vermiş olduk.
John Steinbeck Cennetin Doğuşu, Habil ve Kabil'in "hikaye"sine nispeten daha modern bir bakış açısı getirdi. Hatta Cennetin Doğuşu ile birlikte Necib Mahfuz Cebelavi Sokağı'nın Çocukları ve José Saramago 'nun Kabil'i bu anlamda sırası ile okunabilir.
Ateş'in suyu kuruttuğunu da gördüm,
Su'yun ateşi söndürdüğünü de.
Keyifli okumalar dilerim.