Herkesin övgülerle dilinden düşüremediği bir eser: Martin Eden.
Kitaba başlamadan önce hakkında araştırmalar yaparak, bilinçli bir beklentiyle okuma serüvenine adım attım. Ancak belki de bu hazırlık, beklentilerimi gereğinden fazla yükseltti ve sonuç olarak büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kaldım.
Bu incelemede, söz konusu romanı neden genel kabullerin aksine değerlendirdiğimi ortaya koymak istiyorum. Öncelikle, romanın ilerleyen bölümlerinde Martin’in uzun süre reddedilen eserlerinin bir anda dergiler tarafından kabul görmeye başlaması bana gerçeklikten uzak ve fazlasıyla absürt geldi. Yazarlık, (bana göre) hesaplanarak edinilen bir meslekten ziyade
ilhamla gelen neredeyse ilahi bir çağrıdır. Yazmak; oturup “para kazanmalıyım” düşüncesiyle zorla üretilecek bir eylem değildir. İlham, insanı hiç beklemediği bir anda yakalar. Nâzım Hikmet’in, beyaz pantolonuna gelen ilhamla dizelerini karalaması buna güzel bir örnektir. Geçim kaygısıyla masa başına oturup yazarlık yapmaya çalışan, eserlerinin tutulmasını bekleyen bir yazar profili bana samimi gelmedi ve okuma sürecinde beni metinden uzaklaştırdı.
Dahası, eğitim seviyesi ve entelektüel altyapısı bu denli alt bir noktadan başlayan bir karakterin, kısa sürede yazarlığa soyunması da inandırıcılıktan uzak duruyor. Ruth’un tüm fedakârlıklarına rağmen Martin’in çevresine kulaklarını tıkayan bencil tavrı, karakterle empati kurmamı daha da zorlaştırdı. Gözümde büyüttüğüm bu romanın sayfaları arasında, ne yazık ki, karınca misali ilerledim.
Martin’in kitapları satıp belirli bir ekonomik güce ulaştığında bir daha asla yazmayacağını düşünmesi ise yazarlık gibi derin ve varoluşsal bir mesleğin yalnızca maddi kazanca indirgenmesi anlamına geliyor ki bu da bana son derece itici ve şaşırtıcı geldi. Ruth’tan ayrılışına neredeyse hiç üzülmemesi, ardından Lizzie’ye yönelen yüzeysel hisleri, Martin’in aşk anlayışının ne kadar sığ olduğunu gözler önüne seriyor. Bu durum, Ruth adına içimde bir burukluk bıraktı.
Romanın sonlarında geçen bir ifade ise Martin’in tüm ruh hâlini özetler nitelikte: “Hayat büyük bir hata, utanç verici bir maskaralık.”
Belki de bu cümle, yalnızca romanın değil, Martin Eden’in tamamıyla kendi hayatının özeti…