·381 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Ocak 2026 20:15 Bir okur için yarım kalmış, tamamlanmamış iyi bir kitap kadar acı bir şey yoktur. Ölü canlar'dan sonra o listeye giren ikinci kitap bu oldu benim için.
Thomas Mann şiir gibi yazıyor. Satırların arasında kayboluyor, şiirsel dilinin mest ediciliği altında, baygın gözlerle sayfadan sayfaya koşuyorsunuz. Hiç bitsin istemiyorsunuz. Şiir dediysem, söz hokkabazlarının kelime cambazlıklarından bahsetmiyorum, her cümle dolu dolu, derin gözlemlerin, izlenimlerin ve düşüncelerin ürünü. Ve ne iyi bir gözlemcidir Thomas Mann, yazım kuvvetinine yanında! Ve böylece ortaya hem okuma zevki, hem de verim gücü yüksek bir kalem okumuş oluyorsunuz aynı zamanda...
Hikayeye gelecek olursak;
Felix Krull, müreffeh bir hayatın içine doğmuş, ama ona uyum sağlayarak kaybolup sıradanlaşmak veya karşı çıkarak göze batmak ve dışlanmak yerine, orta bir yol tutup kendine dünya içinde bir dünya kurarak kendi yolunu çizmektedir. Ne kurbanı olur o düzenin, ne düşmanı. Olmak ve görünmek arasındaki farkı erken yaşta kavrar ve kendi lehine kullanma yolunu tutar. Henüz kimseye zarar vermemektedir iç ve dış aleminin farklılığı. Ama bir gün, ondaki cevheri fark eden yaşıtı bir soylu karşı konması güç bir teklif ile gelir; Soylu adam Felix'in kendi yerine bir senelik bir dünya turuna çıkıp baba parasıyla gününü gün etmesini ve kendisini bu onun için zor, hatta imkansız sorumluluktan kurtarmasını talep eder. Tam bu noktada The talented mister Ripley filmi geliyor akla.
Felix, ruhu soylu olsa da, sosyal statüsü düşük bir insandır ve ona göre nice ruhu soylu insan vardır ki, soylu doğandan daha soyludur haddi zatında. Öyleyse geçici bir süreliğine de olsa neden hakikaten soylu bir insanın kimliğine bürünmesin? Ya peki üstesinden gelebilecek midir bu işin?
Kitap yarım kalmakla kalmıyor, aksilik bu ya, çok heyecanlı bir yerde yarım kalıyor...
Aşkolsun Thomas Mann, hem yarım bıraktığın, hem de şiir gibi bir anlatımlı bir eserle gönüllerimizi mest ettiğin için...