Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarı sıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni.
Savaş şairi Simonov’un savaş sırasında yazdığı bu dizelerle başlıyor kitap.
Hem Leyla ve Selim’in aşkına hem de 68 kuşağının acılarla dolu öyküsüne ortak oldum sayfalar boyunca.Okudukça şair yüreği Nazım Hikmet’i,Orhan Kemal’i, Kemal Tahir’i ve daha nice o dönemde yitip giden, Ülkenin aydın yüzlerini onca kapalı kapılar ardında görür gibi oldum.Yazar’ın yazarken en çok zorlandığım romanım oldu demesinin sebebini de sayfaları çevirdikçe daha net anladım .Geçmişin sürgün yollarında kaybolan hayatlara ve direnişe parmak basan,kasvetli, düşünmeye iten bir el gibiydi yazarın anlattıkları .Diğer romanlarıyla kıyas yapmak istemiyorum çünkü anlatılmak, aktarılmak istenen ana düşünce oldukça farklıydı.Tüm bunlara rağmen genel anlamda beğenemediğim, beklentimi karşılamayan, kapağı kapatınca gözlerimi sabit bir noktaya dikip tüm olanları benliğimin süzgecinden geçirmenin o doyumuna varamadığım bir eser oldu benim için.
O halde :
”Beklemek Cehennemdir ama yine de beklerim seni.” :)