Sol Ayağım, kısa sürede bitirdiğim ama etkisi uzun süre kalan bir roman oldu. Kitabı bir günde, tek oturuşta yaklaşık üç saatte bitirdim. Son sayfaya geldiğimde ağladım; çünkü anlatılanlar yalnızca bir hayat hikâyesi değil, insanın içini delen bir mücadeleydi.
Okurken Christy ile aynı duyguları paylaştığımı hissettim. Hem bir insan olarak hem de bir sağlıkçı olarak, kitap boyunca kendime sürekli “Böyle birine nasıl yaklaşılmalı?” sorusunu sordum. Romanın sonunda vardığım yer netti: Doğru yaklaşım şefkatti. Christy’nin de en çok ihtiyaç duyduğu şey buydu.
Beni en çok etkileyen psikolojik süreç, Christy’nin durumunu kabullenememesi ve zihninin bedenini reddetmesiydi. Bu sayede engelli bir bireyin yalnızca fiziksel değil, zihinsel çatışmalarını da görmüş oldum.
Roman, çevrenin önemini özellikle annesinin desteği üzerinden güçlü biçimde hissettiriyor. Yirmi iki çocuğun olduğu bir ailede, Christy’den elini ayağını çekmeyen bir anne vardı.
Beni etkileyen bir diğer nokta ise şuydu: İnsan, çoğu zaman fark etmeden her seçiminde bir şeylerden vazgeçiyor. Christy’nin kendini ifade etmek için sol ayağını kullanması, ilerleyen bölümlerde bunun tedavi açısından bir dezavantaj olduğunu öğrenince beni çok etkiledi. Kendini ifade edebilmişti; ama bunu, hep istediği konuşma yolundan vazgeçerek yapmıştı.