"Hayatta öyle seçimler yapmalıyız ki kazandığımız şeyler, kaybettiklerimize değsin."
Keşke ne kadar önemli bir sözcüktür, değil mi? İçinde tonlarca duygu barındırır.
Bazen yaşanmış olanları yaşamamayı dileriz, bazen de yaşanma ihtimali varken elimizden kayan anları yaşamak isteriz. İnsan, en çok da zamanla yarışırken “keşke” der.
Sema Soykan ’ın kaleme aldığı Keşke kitabında, işte bu uzun ve yorucu keşkelerin arasından geçiyoruz. Keşkelerin gölgesinde umutlar, acılar, vicdan, aşk ve pişmanlıklar var. Yazar, biz okurları hem uzak hem de fazlasıyla tanıdık bir tarihle yüzleştiriyor. Okurken sadece bir hikâyeye değil, bir dönemin ruhuna dokunuyoruz.
Kahramanımız Fikret Sağlam’ın mektuplarıyla Köy Enstitüleri dönemine yolculuk yaparken, ağzımızdan istemsizce bir keşke dökülüyor. Eğitimin gerçekten eğitim olduğu zamanlara, kız ve erkek öğrencilerin her türlü beceriyle yetiştirildiği yıllara gidiyoruz. Dönemin siyasi süreçleri, emperyalizmin eğitim ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri, yaşanan adaletsizlikler satır aralarından bize bakıyor.
Fikret’in Sabia’ya olan aşkı ise kitabın kalbinde sessiz ama derin bir yer tutuyor. Vefa ve merhametin arasına sıkışmış, kavuşamayan bir aşk bu. İç çalkantıları, bastırılmış duyguları ve söylenememiş cümleleri okurken, insan kendi yarım kalmışlıklarını da hatırlıyor.
Öğretmen olan Sabia’nın hastanede kaldığı süreçte yaşadıklarını, komşusu Fatma’ya anlattıkları, Köy Enstitüleri ve dönemin siyasi gelişmelerine dair düşünceleri, Fikret’le olan aşkını kendi penceresinden aktarması kitabın duygusal derinliğini daha da artırıyor. Bu kitabı okurken sadece okumuyorsunuz; adeta yaşıyorsunuz. Ve Fatma’ya, sanki yıllardır tanıdığınız biriymiş gibi ayrı bir sevgiyle sarılıyorsunuz.
Doktor Sabia ve avukat Tarık’ın hayatları da sizi başka bir yerden yakalıyor. Kocaman bir yaşanmışlık, koca bir dönem bu kitapta nefes alıyor. Keşke kitabı, her sayfasında farklı duygular yaşatıyor; sizi hem yaşadıklarınıza hem de yaşanma ihtimali olan hayatlarınıza, kendi keşkelerinize götürüyor.
Sema Soykan ’dan okuduğum ilk kitaptı ve çok beğenerek okudum. Bilmediğim dönemler hakkında bilgiler edindim, en güzel aşklara şahit oldum ve birçok alıntı paylaştım. Çünkü her cümlede, her satırda başka bir hissiyatla savruldum. Kendi keşkelerimden ilklerime; siyasetten aşka, bir mesleğin güzelliğinden ve değerinden geçen uzun bir yolculuk yaptım.
"Mesele okumak değil; okuduğun satırların başında ve sonunda kendini bulabilmek."
Bu eser; her sayfasında, satırında, başında, sonunda ve ortasında kendinizi, geçmişinizi, geleceğinizi, hüznünüzü, sevincinizi, özleminizi, aşkınızı ve vatanınıza olan sevginizi bulabileceğiniz bir kitap.
Mutlaka okuyun.
Keyifli okumalar diliyorum.