Bazı biyografiler, akademik kaygılarla yazıldıkları için edebî nitelikten yoksun kalabiliyor. Hâliyle bu tür kitapları okumak da pek keyif vermiyor. Thomas Mann ve Ailesi bu kategoriye dâhil edilemeyecek bir kitap. Bir akademisyen olan Tilmann Lahme, aile üyelerinin yazdığı mektuplardan ve tuttukları günlüklerden derlediği cümlelerle Mann ailesinin yaşamını adeta romanlaştırmış. Üstelik bunu yaparken kişisel yorumlarını metne hiç katmamış. Bu titiz ve geri planda kalmayı bilen çalışma, Lahme’nin büyük bir övgüyü hak ettiğini gösteriyor.
Kitap, birçok açıdan okura geniş ufuklar açıyor. Almanya ve Avrupa tarihi, Hitler ve İkinci Dünya Savaşı, demokrasinin gelişimi, aile olma hâli ve göçmenlik bu başlıklardan yalnızca birkaçı. Konular çoğunlukla siyasi görünse de kitabın odağında daima insan var. Kimi zaman Thomas Mann, kimi zaman büyük oğlu Klaus, kimi zaman da eşi ve diğer çocuklar anlatının merkezine yerleşiyor. Mikrofonun bu şekilde elden ele dolaşması, okura olaylara farklı pencerelerden bakma imkânı sunuyor.
Göçlerden sonra yaşama tutunma çabası, her seferinde yeniden başlamak, kabul görmek ve babanın gölgesinden kurtulmak çocukların ortak mücadelesi olarak öne çıkıyor.
Kitap, dikkatli okura burada sayılanlardan çok daha fazlasını sunuyor. Üstelik benim gibi hiç Thomas Mann kitabı okumamış olmak, bu eseri okumak için bir engel oluşturmuyor.
Tilmann Lahme, bu çalışmasıyla yalnızca bir aileyi değil, bir yüzyılın insanla imtihanını görünür kılıyor.