Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Bazı kadınlar hiç solmaz; çünkü aslında hiç açmalarına izin verilmemiştir. Güçlü olmaları beklenmiştir, dayanıklı… Oysa çiçeklenmek güçle değil, kendine verilen küçük bir izinle başlıyor.
Bu kadının hikâyesinde büyük kırılmalar yok. Sessiz bir uyanış var. Hayatına ilk kez kendi elleriyle dokunması gibi. Bir saksının yerini değiştirir gibi, kendini başka bir ışığa koyması… Ve o ışıkta, hiç bilmediği bir hâliyle açması.
Çiçeklenmeler bana şunu da hatırlattı: Bazen hayatımıza biri girer ve bize ne yapmamız gerektiğini söylemez. Sadece alan açar. Gölge yapmaz, acele ettirmez. Orada durur. Ve insan, ilk kez kendi köklerini fark eder.
Hayatıma çiçek getiren biri...
Ne sulayan ne budayan…
Sadece varlığıyla, çiçek açmanın mümkün olduğunu hatırlatan.
Belki de mesele çiçekleri yaşatmak değil;
kendi hayatımıza, doğru ışığın girebileceği bir yer bırakmaktır.
Son olarak kitabı okurken içimde sayısız parça çaldı, birkaçını paylaşmak istiyorum:
open.spotify.com/track/6ZQWRQhsv...
Mevzu denk gelmek, doğru zamanda.
open.spotify.com/track/4igW45FGm...
“Sahiden bilmiyorum” dedi, “belki de bulunca anlayacağım onu aradığımı.” dediği yerde bu çaldı kafamda.
open.spotify.com/track/4d4lxr5Tu...
“Ve-bütün yanlış yol tabelalarına inat- kendisini hiç bıkmadan, usanmadan arayan ve arayan ve arayan bütün canım kadınlara teşekkür ederim...” dediği yerde de bu çaldı mesela.
Arayalım: içimizde şarkılar çaldıracak, çiçekler açtıracak yerleri.
Okuyun, okutun..