Aylin Balboğa’nın “Bu Hikâye Senden Uzun Osman”ı benim için bir romandan çok, birinin kendi içinde tuttuğu uzun bir günlüğün sayfalarına denk gelmek gibiydi. Olay örgüsünün ön planda olmadığı, aksine yazarın iç sesinin ritmiyle aktığı bir anlatı var kitapta. Cümleler sanki bir karakterin değil, bir ruh hâlinin sesiydi.
Kitabı okurken bir ayrılığın aşamalarını takip eder gibi hissettim. Terk ediliş, dönme isteği, öfke, kabullenişe yaklaşma ve sonunda nihai kabulleniş… Yazar, bu süreçlerin her birini öyle doğal ve kendiliğinden bir dille anlatmış ki metin adım adım iyileşmenin duygusal haritasına dönüşüyor. Ama aslında ayrılıktan çok daha fazlası var burada: Balboğa, insanın başkasından değil; en çok kendinden ayrılıp kendine geri dönüşünü yazıyor.
Osman’ın kim olduğu ise özellikle muğlak bırakılmış. Okurlar tarafından çoğu zaman bir karanlık tarafın, bir gölgenin, bir iç hesaplaşmanın adı gibi yorumlanıyor. Ama benim okurken hissettiğim bunun tam tersi: Osman illa metafor olmak zorunda değil. Yazar onu bir kişi gibi yazmış da olabilir, bir ruh hâli gibi de. Okur için her iki ihtimal de açık. Ben metni daha gerçek, daha “günlük bir ilişkiden” okudum; Osman benim zihnimde daha somut biriydi. Bu da bence kitabın gücü—her okur kendi Osman’ını buluyor.
Dili çok akıcı, samimi ve eğlenceli. Beklemediğim kadar güldüğüm yerler oldu. Yazar hem öfkesini hem kırgınlığını hem de kendine dair ironi ve mizahı çok rahatlıkla geçiriyor. Aralarda yaptığı edebi alıntılar da metni besleyen hoş dokunuşlar eklemiş. Büyük bir edebi iddiası olduğunu düşünmüyorum; fakat zaten kitabın amacı da “ağır bir roman olmak” değil. Yoğun okumalardan sonra insanın yüzünü güldüren, bir solukta bitiveren, ama yine de içinde birkaç cümlesi günlerce kalan bir kitap.
Sonuç olarak “Bu Hikâye Senden Uzun Osman”, bir ayrılığın değil; bir insanın kendine doğru dönerken yaşadığı duygusal iniş çıkışların hikâyesi. Hafif okunan ama iz bırakan, samimi ve içten bir anlatı arayanlar için çok doğru bir kitap. Bu Hikâye Senden Uzun Osman