Puan vermedi·238 syf.····Okunma: 30 Ocak 2026 00:56 Puslu Kıtalar Atlası, çok uzun zamandır aklımda olan bir kitaptı. Yazarla ilgili duyduğum onca övgüden sonra, artık kaçamayacağımı hissedip okudum. Ama itiraf edeyim: Okudum ve ne okuduğumu tam olarak bildiğimden emin değilim.
Roman, 17. yüzyıl İstanbul’unda; Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin’in etrafında şekillenen, rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği bir anlatı kuruyor. Merkezde, yazılan bir atlas ve bu atlasın kaderi belirleyebileceği fikri var. Ancak bu arayış, somut bir olay örgüsünden çok, insanın iradesini ve yazgısını sorgulayan bir düşünce yolculuğuna dönüşüyor.
Anlatılanların neresi gerçek, neresi hayal; çoğu zaman takip edemedim. O kadar çok karakter, o kadar çok olay vardı ki aynı sayfaları defalarca dönüp okudum. Metnin alt katmanlarında sayısız tarihsel şahsiyet, olay ve göndermeyle karşılaşıyorsunuz. Gerçekten yazarın kültürel birikimine hayran kalmamak elde değil. Ne kadar dikkatli okursanız okuyun, yine de bir şeyleri kaçırmış gibi hissediyorsunuz. Bu da romanın okurla kurduğu bilinçli bir oyun gibi geldi bana.
Üstkurmaca kısmı ise kitabın en güçlü yanıydı. Tam anlatının içine yerleşmişken, yazar bir anda “durun” diyor ve bütün bunların bir düşten ibaret olabileceğini hatırlatarak okuru uyandırıyor. Gerçekle kurmaca arasındaki sınır bilerek bulanıklaştırılmış. Bu yüzden “puslu”.
Bu kitap kesinlikle ikinci okumayı hak ediyor.
Hatta belki de asıl okuma, ilk okuma bittikten sonra başlıyordur.