Gönderi

GODO'YU BEKLERKEN
Puan vermedi·124 syf.··
2026 3. kitabı
Godot’yu Beklerken (En attendant Godot), Samuel Beckett’in 1952’dee yayımlanan, 1953'te sahneye konan, el yazmaları 1948'e ait, iki perdelik absürd tiyatro oyunu. İlk kez 1953’te Paris’te sahnelenmiştir. Oyun, Vladimir ve Estragon adlı iki karakterin, kim olduğu ve gelip gelmeyeceği belirsiz Godot’yu bekleyişini konu alır; olaydan çok bekleme, tekrar, anlamsızlık ve varoluşsal boşluk üzerine kuruludur. Modern tiyatronun en etkili eserlerinden biri kabul edilir ve absürd Tiyatro’nun kurucu metinleri arasında yer alır. İlk Türkiye sahnesi: İstanbul’da 1954 yılında Küçük Sahne Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Beckett’in Godoyu Beklerken'de yaptığı en radikal hamle şu bence, oyun boyunca hiçbir şey olmaz. Ama aslında tam da bu “olmama” hâli oyunun kendisi olur. Vladimir ve Estragon’un yaptığı tek şey Godo'yu beklemek... Godot: Gelmez. Kim olduğu bilinmez. Neden beklendiği tam anlaşılır değil. Ama buna rağmen beklerler. Burada Beckett bu bekleyişle şunu söyler bize: İnsan, anlamın var olup olmadığını bilmeden ona tutunarak yaşar. Godot; Tanrı olabilir. Umut olabilir. Kurtuluş, ölüm, anlam, düzen olabilir. Ama en önemlisi şu; Godot, insanın kendi boşluğuna bakmamak için uydurduğu ertelenmiş bir nedendir. Varoluşçuluk bağlamında esere bir göz atarsak, çünkü eser genelde varoluşcu etiketiyle verilir Beckett'in varoluşculuğu, Sartre'ın varoluşculuğundan farklı bir ivme izler. Beckett, Sartre gibi “özgürlük” vaadi sunmaz. Sartre: “İnsan özgürdür, seçim yapar.” derken, Beckett: “İnsan ne seçeceğini bile bilmez, hatta seçtiğini sanırken tekrar eder.” der. Vladimir ve Estragon gitmeyi defalarca kararlaştırır: “Gidelim mi?” “Gidelim.” Ama kımıldamazlar. Bu çok acımasız bir tespit: İnsan eylemsizliğini kader sanır. Alışkanlığı anlam zanneder. Tekrarı güvenli bulur. Zaman, oyunda dairesel, çürütücü ve anlamsızdır. Zaman ilerlemez, sadece tekrar eder. Aynı ağaç Aynı diyaloglar Aynı bekleyiş İkinci perdede her şey biraz değişmiş gibidir ama özde aynıdır. Bu, hayatın kendisi gibi: Günler geçer ama anlam artmaz. Zaman burada iyileştirici değil, aşındırıcıdır. Pozzo (efendi) – Lucky (köle) ilişkisi ilk bakışta nettir. Ama ikinci perdede roller çöker: Pozzo kör olur Lucky dilsizleşir Beckett burada şunu gösterir: Güç kalıcı değildir Tahakküm geçicidir İnsan ilişkileri anlamsız bir hiyerarşi oyunudur Lucky’nin “düşünme tiradı” ise bence oyunun kalbidir: Anlam üretme çabasının çöküşü. Düşünce vardır ama düzen yoktur. Tıpkı modern insanın zihni gibi. Dil burada iletişim değil, sadece oyalanma aracıdır. Kitapta diyaloglar: Boş, tekrarlı, saçma, zaten burada amaç iletişim değil, sessiz kalmamaktır. Çünkü sessizlik, hiçlik, ölüm ve anlamın yokluğu ile eştir. Konuşmak ise beklerken çıldırmamak için icat edilmiş bir savunma mekanizmasıdır. Oyunda, trajik olan komik, komik olan trajikmiş gibi verilir. Bence Beckett’in dehası da burada: İnsanlar düşer, güleriz. Ama aslında düşen insanlıktır. Şapka oyunları, ayakkabılar, unutkanlık… Bunlar palyaçovari ama altı derin bir umutsuzlukla doludur. Bu yüzden oyun, ne tamamen komedi, ne de tamamen trajedi olması sebebiyle absürdün en saf hâlidir. Neden bu kadar sarsıcı? “Gidelim mi?” “Gidelim.” (Kımıldamazlar.) Bu, insanlık tarihinin en dürüst sonlarından biridir. Çünkü Beckett şunu kabul eder: Bilgi var, farkındalık var, ama eylem yok. Ve belki de en korkuncu artık Godot gelse bile, muhtemelen bir şey değişmeyecek. SON SÖZ Benim kişisel görüşüm, Godot’yu Beklerken hayata dair bir cevap vermez. Ama sorunun kendisini çırılçıplak bize verir Bu oyunu sevenler genelde, beklemiş, ertelemiş ve umuda tutunmuş ama içten içe bunun boş olduğunu hissetmiş insanlardır. İyi okumalar.
Tiyatro
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
·
34 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.