Küçük Prens
Bu kitap benim için sadece bir çocuk masalı değil, rakamlarla boğulmuş, anlamını yitirmiş yetişkinler dünyasına karşı verilmiş en zarif dilekçe.
Okurken fark ettim ki, aslında Küçük Prens’in gezegenler arası yolculuğu, her birimizin modern hayatta düştüğü tuzakları anlatıyor. Kendi otoritesine aşık kralı, alkışlanmadan yaşayamayan kendini beğenmişi ya da dünyayı sadece sayılardan ibaret gören iş adamını okurken; aslında çevremdeki "büyüklerin" ne kadar da sıkıcı ve sığ bir döngüye hapsolduğunu gördüm. Yazara hak vermemek elde değil, "Büyükler böyledir işte, onlara bir şey anlatamazsınız."
Kitapta beni en çok sarsan kavram ise "bağ kurmak" oldu. Tilki’nin o meşhur dersi kulağımdan hiç gitmiyor, Birini evcilleştirdiğinde, yani onunla bağ kurduğunda, o artık senin için dünyadaki milyonlarca benzerinden farklı, eşsiz bir varlık haline geliyor. Gülünü o kadar özel kılan şeyin, onun için harcadığım zaman olduğunu anlamak; bana sahip olduğum her şeye ve herkese daha derin bir sorumlulukla bakmayı öğretti.
Küçük Prens bana şunu hatırlattı, gerçek değerler gözle görülmez, sadece yürekle hissedilir. Belki de hepimizin yapması gereken, içimizdeki o meraklı çocuğu çekip çıkarmak ve gökyüzüne bakıp şu soruyu sormak, "Acaba o koyun, o gülü yedi mi, yemedi mi?" Çünkü her şeyin anlamı, aslında bu kadar basit ve saf bir soruda gizli.