Kitabımız Paul'un kendini çöle bırakıp efsaneye dönüşmesinden 9 yıl sonra; Atreides ikizlerinin baş koyduğu "Altın Yol"a girişlerinden, Alia ve Jessica gibi serinin önceki kitaplarından bildiğimiz isimlerin carpismalarindan bahsediyor.
Acikca söylemeliyim ki Frank bu kitapta önceki kitaplarına göre daha ağır bir dil kullanmış. Karakterlerin yaptıkları ve niyetleri her zaman farklı. Çoğu zaman da üstü kapalı şekilde veriliyor ki okur kitabın üstüne düşünsün. Bu doğası gereği de kitabı birkaç kere bırakmanın eşiğine geldim. Kitabı anlamakta çok zorlandım, rahatsızlık verdi. Ben inanirim ki aklı rahatsız eden şeyler daima büyük katkıda bulunur o yüzden kitaba geri döndüm. Artı olarak Dune dünyası yani arrakis ve uçsuz bucaksız çölleri kendini öyle bir ozletiyor ki kitap güç yüzüğü gibi kendine çekiyor. Kitabı okurken artık fremen gibi çöllere ait hissetmeye başladım diyebilirim.
Şimdi biraz kitabın beni en etkileyen karakterinden bahsedeceğim. Öyle bir karakter ki kendi paragragini hakediyor: Alia. Her sahnesi acaba içimi daha ne kadar parçalayabilir diye düşündürüyor. Annesi, abisi, ona yardımcı olabilecek herkes tarafından terk ediliyor. Kırık bir imparatorlugu sirtlanmasi isteniyor. O da danisabilecegi tek yere bakıyor: Zihninde yer edinen ataları. Ama Baron Harkonnenin zaptina yenik düşüyor. Bunun üstüne sevgilisi Idaho bile onu terk ediyor. Ve en sonunda her şeyden ümidini keserek son iradesiyle intihar ediyor.