·328 syf.····Okunma: 01 Şubat 2026 00:00 1992-1995 yılları arasında yaşanan Boşnak soykırımını anlatan Sinan Akyüz'un okuduğum ilk romanıdır İncir Kuşları. Kitap 328 sayfa, ilk yayın tarihi 2012.
Sinan Akyüz'ün daha önce hiçbir kitabını okumamıştım.Geçenlerde bu kitabı- pek yapmasam da- sırf çok satanlarda yazdığı için aldım ve hayran kaldım.Yakın tarihe damgasını vurabilecek düzeyde başarılı buldum. fazlasıyla acıklı ve tarihsel açıdan da değerli bir kitap.Gerçek olayları anlatan bu kitap, tarihin ve insanlığın en büyük utançlarından biri olan Bosna savaşını konu alıyor. Savaş zamanlarını sıkmadan anlatmış ama olaylar sizi her an etkiliyor. Okuyup da bu kitaptan etkilenmedim diyen adama kalpsiz derim ben. Bunların yanında asıl önemli nokta ise kitapta yazan not ''gerçek bir hayat hikayesi'' asıl ilgi çeken ve okunulur kılan kısmı bu işte.
Kitap, teyzesi İfeta'nın evinde kalan Suada isimli bir müslüman kızın, yarı Sırp Tarık adlı bir gence aşık olmasıyla başlıyor.Suada ve Tarık piyano eğitimi alan konservatuvar öğrencisidirler.Teyzeleri İfeta savaş ilgili siyasi durumlara hakim ve çevresindeki herkesi uyarmaya çalışır ama kimse kulak asmaz. İkinci bölümde savaş patlak verir, Suada ve ailesinin savaş sırasında başından geçen korkunç ve iğrenç olayları anlatılır.Okumakta zorlandığım, sırpların uyguladığı aşağılayıcı işkencelerin yanında, müslümanlara ve Türklere karşı olan öfkelerini görmek çok can sıkıcıdır. sırpların soykırım yapması yanında amaçları bir de boşnak'ı sırp'a çevirme adı altında kadınlara defalarca tecavüz ederek sırp olan tanrıya bir sırp evlat doğurtmaktır. esir kamplarında tutulan yüzlerce kadının çilesini okurken belki de bu savaştan en bitik çıkanların kadınlar olduğunu görüyoruz. kitabın en ilginç yeri ise; hamile kalan bir boşnak kızının, "bu bebeği doğuracağım ve ona büyüdüğünde babasının bütün çetnikler olduğunu çünkü bana defalarca tecavüz ettiklerini anlatacağım. böylece sırplardan nefret eden bir sırp doğurmuş olacağım. onları zamanı geldiğinde bir sırpla vuracağım." dır.
Kitap Bosnalı insanların nelere göğüs germek zorunda kaldıklarını, nasıl dayandıklarını sorgulatarak okutuyor kendisini. hepsinden çok can yakan ise yirminci yüzyılda dünyanın bir soykırıma bu denli kayıtsız kalmış olmasıdır fikrimce.
Kitapta genel olarak sırpların 1. Kosova savaşı'ndan bu yana müslüman boşnaklara güttükleri kin yüzünden yaşanılanlar anlatılıyor. 1. Kosova savaşı demişken ek bilgi vereyim; bu savaş Osmanlı'nın kuruluş döneminde, osmanlı ile sırplar arasında yapılmış ve sırplar mağlup olmuş. Osmanlı devleti de çok uluslu bir yapıya sahip bir devlet ve içlerinde boşnaklar da var. sırplar da bu savaşta uğradıkları hezimetin intikamını yakınlarında olan müslüman boşnaklardan almaya çalışmışlar.bir millet düşünün ki yüzyıllar önce yaşanmış bir savaşın intikamıyla beslenip büyüyor.
Tüm bunlar olurken tam 3 yıl boyunca Avrupa, Birleşmiş Milletler vs. hiç kimse hiçbir şey yapmamış. Boşnaklar için gözünü kapatıp kulağını tıkayan dünya; Sırplara el altından cephane, yiyecek, tıbbi malzeme vs. yardımı yapmış.
Kitaba adını veren incir kuşlarına gelirsek. onlar Emin ve Edin adında iki boşnak çocuk. anneleri onları incir toplaması için bahçeye yolluyor, çocuklar gittikten hemen sonra bir top sesi geliyor, anne pencereden baktığında iki çocuğunun da bedeninden kalan parçalar bir kuş gibi ağaçta sarkmış duruyor. bunları okurken o görüntüyü hayal etmeyin, sonra siz de çocukların öldüğü bu dünya düzenine lanetler okursunuz.
Kitabın dili edebi yönü zayıf, basit,kuru ve yavan geldi bana. daha fazla ruhsal tasvirin olması gerekirdi diye düşünmeden edemedim, işte o zaman efsane olurmuş. kolay fakat hazmedilmesi zor olayları konu alan kitap hele ki boşnak asıllıysanız boğazınızdaki düğümlerle bir çırpıda okursunuz ama etkisinden uzun sürede çıkamazsınız.
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaptı, savaşı iliklerinize kadar hissediyorsunuz, bazen ölümün en güzel ve temiz kurtuluş olduğunu hissediyorsunuz..
Holokost ve srebrenitsa katliamı hakkında çok fazla roman yazılmıştır, ortak özellikleri de şu ki aşırı duygusal ve sürükleyiciler, bu iki konuyu ele alan roman gördünüz mü alın, güzel olmama olasılığı çok düşük.
Alıntılar:
"Aşk böyle bir şey işte," dedi teyzem katıla katıla gülerken. "hayatında ilk kez gördüğün birine ömrünü adarsın; içine düştüğün bu komik durumu yıllar geçse bile anarsın."
"İnsanın kalbindeki gerçek aşk, dörtnala giden bir at gibiymiş. ne dizginden anlarmış, ne de bir söz dinlermiş."
"Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar nefret çocuklarını dünyaya getiriyorsa... ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dahi gücü yetmez..."
"Sırplar yüreğimi ateşe tuttular,
ben hiç yanmadım
geceleri soyunup koynuma girdiler,
ben hiç sevişmedim
atalarıma küfürler savurdular,
ben hiç duymadım
en sonunda beni hamile bıraktılar,
ben hiç doğurmadım..."