·344 syf.····Okunma: 01 Şubat 2026 00:28 Bu incelemeye bir uygulama ile başlamak istiyorum.
1. Zihninizde 1 ile 9 arasında bir sayı tutun.
2. Şimdi bu sayıyı 9’la çarpın.
3. Çıkan sayının birinci ve ikinci basamağındaki rakamları toplayın.
4. Çıkan sayının ilk harfiyle bir ülke ismi düşünün.
5. O ülkenin sondan üçüncü harfiyle bir şehir ismi düşünün.
6. Şimdi o şehrin sondan üçüncü harfiyle bir hayvan ismi düşünün.
Ortaya çıkan sonuç yüksek ihtimalle: DANİMARKA-RİZE-İNEK
Doğan hoca tam da bu uygulama ile başlıyor Timur ile görüşmelerine. Matematiksel olarak ‘dokuza bölünebilirlik ilkesine’ uyan her sayının birinci ve ikinci hanelerinin toplamı 9’dur. Yani ilk işlemin sonucu tektir. Dokuzun D’sine kaçınılmaz olarak ulaştıktan sonra gerisinin tamamen kültürel ortaklıktan ve kodlardan geldiğini belirtiliyor. Hepimiz aynı kültür içinde farkında olmadan belirli kodlarla büyütüldük. Bu da doğal olarak aklımıza gelen çağrışımları ortaklaştırıyor. İşte bu örnek üzerinden şöyle devam ediyor Doğan Hoca; bir robot da kendine yüklenen programların farkında değildir.
Düşünmeden hareket ettiğimiz her eylemimizde, her fikrimizde içinde bulunduğumuzun kültürün izleri var. Bize ‘aşılanmış’ kalıplar içinde düşünüyoruz. Bu her toplum, her insan için geçerli aslında. Toplumların yaşamına devam edebilmesi için buna ihtiyaç var. Sorun; ‘kültür robotu’ tarafımızın sadece bir yönümüz olmakla kalmayıp tüm benliğimizi ele geçirdiğinde başlıyor. Yani tüm hayatımızı önceden belirlenmiş kalıplar üzerinden geçiriyorsak her defasında ‘Danimarka, Rize, İnek’ diyen robotlara dönmüşüz demektir.
Yukarıda bahsettiğim kısımlar kitabın çıkış noktası ve aslında ana teması.
Timur; evlenme teklifi ettiği kızdan ‘hayır’ cevabını alınca öfke, hayal kırıklığı ve değersizlik duygularıyla caddede dalgın yürüyen bir gençtir. Yakup Bey; emekli psikoloji profesörü ve Timur’u böyle dalgın görünce durdurup ‘Sen üzgünsün diye dünya durup sana yol vermeyecek’ diyerek tanışır. Bu aşamadan sonra Yakup Bey ve Timur arasında bir yıla yayılan buluşmalar gerçekleşir ve bu buluşmalarda Timur kültür robotu olmaktan çıkarak yavaş yavaş kendi özgürlüğünü yani gerçek kişiliğini keşfeder.
Doğan Hoca’nın yaşamına dair bilgim olduğu için hemen fark ettim ki Timur kendisinin gençliği. Kendi gençliği ile konuşarak aslında hem o haline selam göndermiş hem de bizleri, çok değerli olan bu yaşam yolculuğuna davet etmiş.
Kitap boyunca Timur benmişim de sanki Doğan Hoca benimle konuşuyor gibi hissettim. Hangi seçimleri kendim olarak yapıyorum/yapmışım, hangi seçimlerimde ‘kültür robotu’ tarafım devreye girmiş bunları sorguladım. Kitap boyunca notlar aldım, her bölüm arasına ben de Timur gibi zaman bıraktım ve size de böyle okumanızı tavsiye ederim. Bölümler arasında bir es vermek o bölüm üzerine düşünmeyi sağladığı için daha verimli bir okuma oldu.
Kitap bitti fakat benim kitapla işim bitmedi. Aldığım notlar üzerine düşünmeye devam edeceğim. Eylemlerimi 'kültür robotu' & 'şahsiyet' karşılaştırması üzerinden incelemeye de devam edeceğim. Kendi özgürlüğümü keşfetme yolculuğunda rehber olarak hep başucumda duracak bu kitap.
Kitapta da geçtiği gibi;
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez."
Doğan hoca yolumuza ışık olmaya devam ediyor. O kadar değerli ve güzel bir insan ki iyi ki bu dünyadan geçmiş. Işıklar içinde uyusun. Bu vesileyle kendisini rahmet ve saygıyla anıyorum.
Kendini bulma yolculuğuna çıkmak isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim. Hatta elimde olsa bu kitabı okul müfredatlarına sokmak isterdim. Umarım isteyen herkes ‘kültür robotu’ tarafının farkına varır ve bir ‘şahsiyet’ olma yolundaki yolculuğa çıkar.
Fakat unutmayın;
‘’Ancak farkında olan insan kendini keşfetme yolculuğuna çıkabilir.’’
Keyifli okumalar.