·253 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2026 19:05 17 yaşındayken “benim bu kitabı okumam lazım” dememin üzerinden 22 yıl geçti. Üniversitede okurken devlet yurdunda 8 kişilik bir odada kaldım. Ben birinci sınıftayken İngiliz Dili ve Edebiyatı 2. sınıf öğrencisi olan Pınar isimli Kastamonulu bir oda arkadaşım vardı. Mukadder hocanın dersi için bu kitabı yalayıp yuttuklarını hatırlıyorum. O zaman çok merak etmiştim ama o İngilizce aslından okuyordu diye hatırlıyorum. Neyse kısmet bu zamanaymış.
Mina Urgan’ın çevirisinden okuduğum eserin başında Urgan’ın kitapla ilgili yazdığı beş altı sayfalık bir metin var. Bu metni okumayı kitabın sonuna saklamanızı tavsiye ederim, çünkü tam anlamıyla kitabı özetleyen bir değerlendirme… Maalesef ben okudum ve başlayınca da yarım bırakamadım… Buna rağmen kitap beni çarptı, sarsıldım.
Öncelikle bu kitap ıssız bir adada kalan en küçükleri 5-6 yaşında olan tam sayısı bilinemeyen çocukların başına gelenleri odağına alıyor. Çocukların dünyasını masumiyet kisvesi altında romantize etmek yerine onları tam anlamıyla insani özellikleriyle işleyen Golding, iyisi, kötüsü, hem iyi hem kötüsü, pasifi, korkağı, kukla mizaçlısı, bilgesi, bilim ışığında ilerleyeni ve liderleri ile tam bir insanlık panaroması sunuyor.
Uzak bir gelecekte atom savaşının hüküm sürdüğü bir dünyanın çocuklarını anlatan William Golding, toplumsal olanı bir sosyolog titizliği ile ele alırken korkularımızın kaynaklarını da irdeliyor.
Bilge çocuk ermiş misali korkunun kaynağının kendi içimizde olduğunun altını çizerken lider özellikte olan çocuk korkularla çocukların nasıl manipüle edileceğini fark ediyor. Demokratik ve çoğulcu olan lider ile askeri güce sahip olan lider arasındaki çatışma ise bize çok tanıdık bir öykü sunuyor.
Okuyan pişman olmaz, inanılmaz güzel bir eser…