"Yaşam bir mücadeledir, öyle olmalı"
Puan vermedi·216 syf.··
2026 2. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 23:52
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, Tüyap Kitap Fuarı’nda İthaki Yayınları standındaki bir görevlinin önerisiyle yüksek bir beklentiyle satın aldığım bir kitaptır Kadınlar Ülkesi. Distopik ve ütopik feminist romanları okumaktan ayrı bir keyif alırım. Kadının alternatif toplum yapılarındaki konumu, aldığı kararlar ve bu kararların sonuçlarıyla yüzleşme biçimi, çoğu zaman baş karakterlerle empati kurmamı sağlar. Okurken kendimi sık sık “evet, ben de böyle davranırdım” ya da “buna nasıl tepki vermezsin?” diye içten içe tepki verirken bulurum. Ancak Kadınlar Ülkesi, bu beklentimi bütünüyle karşılayabilen bir kitap olmadı. Gilman’ın 1915 yılında kaleme aldığı bu eser, elbette kendi dönemi içinde devrimci bir nitelik taşıyor. Birinci dalga feminizmin temel meselelerini doğrudan yansıtan unsurlar barındırıyor. Ne var ki günümüz modern feminizmiyle birlikte okunduğunda, bazı noktaların artık tam olarak yerine oturmadığını söylemek mümkün. Kadınlar Ülkesi, nüfusu yalnızca kadınlardan oluşan ve bir yanardağ patlamasının ardından meydana gelen deprem sonucunda tamamen dış dünyadan izole olmuş bir ülkeyi konu alıyor. Üç erkek kaşifin bu ülkeyi tesadüfen keşfetmesiyle hikaye şekilleniyor. Yaşadığı toplumdan oldukça farklı bir düzene ve işleyişe sahip olduğunu fark eden anlatıcı karakter Van, bu ülkenin tarihini, toplumsal düzenini ve bu düzenin hangi mantık çerçevesinde kurulduğunu bize aktarıyor. Kadınlar Ülkesi’nde kadınlar kendi kendilerine üreyebilmekte; çocuklar tek annenin himayesinden ziyade kolektif bir bilinçle, toplumsal bir sorumluluk anlayışıyla yetiştirilmektedir. Savaşın, suçun ve mülkiyet kavgasının olmadığı bir düzen söz konusudur. Annelik toplumda oldukça merkezi bir yere sahiptir. Aynı zamanda dış dünyaya meraklı, öğrenmeye ve yenilenmeye açık bir toplum yapısı çizilmektedir. Kitapta beni en çok rahatsız eden noktalardan biri, anneliğin fazlasıyla yüceltilmesi oldu. Sadece kadınlar tarafından yönetilen ve yalnızca kadınların yaşadığı bir ülkede neslin devamlılığının, kadınların kendi başlarına üreyebilmeleriyle sağlanmış olmasının önemine sıkça vurgu yapılıyor. Hatta bu vurgu zaman zaman öyle bir tekrara düşüyor ki, “tamam, bunu anladım ama bu ülkede bundan başka neler var?” diye düşünmeme sebep oldu. Bu üreme meselesi, kadınları “kadın” kimliğinden ziyade bir “anne” kalıbına sıkıştırıyor gibi hissettirdi. Canlıların ortak özelliklerinden biri olan üreme, her ne kadar biyolojik bir gerçeklik olsa da yaşamın devamlılığı açısından zorunlu bir tercih olmak zorunda değildir; daha çok içgüdüsel ve bireysel bir karardır. Bu nedenle Kadınlar Ülkesi’nde, daha bireyselci, odağını tamamen çocuklar üzerine kurmamış bir toplum okumayı tercih ederdim. Ayrıca Kadınlar Ülkesi, birçok açıdan fazlasıyla “kusursuz” bir toplum olarak tasvir ediliyor. Bu da beni rahatsız eden unsurlardan bir diğeri oldu. Her insan gibi kadınlar da hata yapabilir, bireyselliğe daha fazla önem verebilir, hırs ve ihtiraslara sahip olabilir. Ancak bu toplumda kadınların neredeyse kusursuz bireyler olarak yazılması, onların hata yapma ve yanlış kararlar alma özgürlüğünü kısıtlarken; kadınları tek tip bir ahlaki idealin içine hapsediyor. Bu noktada yazarı anlamak mümkün. Kitabın yazıldığı dönemde kadınların yalnızca kanuni ve ekonomik haklar açısından değil, sosyal haklar bakımından da oldukça geri planda olduğu düşünüldüğünde, kadınları yüceltme ve onların kendilerini idare edebilen, toplumu yönetebilecek bireyler olduğunu kanıtlama çabası anlaşılabilir. Ancak bu yaklaşım, kadınları özgürleştirmekten çok onları ahlaki olarak idealize eden bir çerçeveye dönüşüyor aslında. Kusursuzluk burada bir erdem olmaktan ziyade, yeni bir özgürlük kısıtlayıcı unsur hâline geliyor. Buna rağmen kitapta hoşuma giden yönler de yok değildi. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlara ya da erkeklere doğuştan ait olmadığı; bu rollerin toplum düzeni tarafından dayatıldığı fikrinin vurgulanmasını oldukça beğendim. Bu açıdan vermek istediği mesajı başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Genel olarak bakıldığında Kadınlar Ülkesi, okuması keyifli bir kitap. Özellikle benim gibi feminist roman okumayı seven okurlar için okunması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Günümüzdeki modern feminist düşünceye evrilene kadar geçen düşünsel süreci anlamak açısından da oldukça değerli. Yine de tekrar söylemeden edemeyeceğim; Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü gibi daha cesur, daha sarsıcı bir feminist roman okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak her roman kendi içerisinde bir cevher barındırır. Keyifli okumalar dilerim.
1000Kitap
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,8bin okunma
··
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.