İnsanlığın Medeniyet Destanı.
Uzun zamandır kitaplığında duran bu kıymetli eseri, esasında Ocak ayının ilk günlerinde bitirdim, fakat esere dair hislerimi ve düşüncelerimi kaleme almak bugüne nasip oldu.
"Medeniyet" kavramının Batı eksenli olmadığını, geçmiş yüzyıllarda, karanlık çağları aydınlatan nice topluluğun ve kültürün de günümüz medeniyeti birikimine epey katkısının olduğunu bizlere kanıtlıyor, Garaudy. Batılılar tarafından soykırıma uğramış, güney ve kuzey Amerika toplulukları, İngilizler tarafından yüzyıllarca söndürülmüş Hint, Avrupa Hristiyan Misyonerliğinin delik deşik ettiği Çin...
Bugünlerde Amerikan kültürü ve Avrupa Kültürü içerisinde yoğrulan, ezilen biz doğu kültürlerinin genç nesilleri, okumadığımız ve araştırmadığımız taktirde, medeniyetin sadece Amerika ve Avrupa'ya özgü olduğuna körü körüne inanmaya devam edeceğiz ne yazık ki.
Halbuki, insanlığın medeniyet destanı, gelmiş geçmiş tüm toplulukların birer tuğla koymasıyla inşa ettiği, farklı desenlere ve örüntülere sahip bir binaya benziyor. Bu tuğlaların arasında muhakkak gözyaşı, kan, ter, ateş, çelik ve barut bulunuyor.
Medeniyetin inşaası için Afrika toplulukları terini katarken, Avrupa barut ve ateş katıyor. Eser, bu hadiseleri gözler önüne seriyor.
İran ve Bizans kültürünün de etkileşimiyle İslam'ın barış, huzur ve refah dolu yıllarını ve İslam medeniyetinin, İnsanlık medeniyetine olan katkısını da okuyoruz.
Akabinde Avrupa'da ilahi unsurların kalan kırıntılarının, Rönesans ile birlikte yok olması. İnsanın ve teknolojinin ilahlaştırılması. İlahi ve manevi değerlerin kıyamete dek sürecek tasfiyesi ve yok oluş süreci.
Okurken, yer yer canımın acıdığı ve bolca hüzünlendiğim bu kıymetli eseri, özellikle Tarih ve Sosyoloji meraklılarına tavsiye ediyorum.
İnsanlığın Medeniyet DestanıRoger Garaudy