Puan vermedi·458 syf.··Beğendi
· “Uygarlık; erdemin gerçek yüzü değil, yalnızca maskesidir.”
Yazıldığı dönemde hak ettiği ilgiyi görmeyen ancak bugünden bakıldığında sosyoloji paradigmasına büyük damga vurmuş bir eserle karşı karşıyayız. Eser; yalnızca sosyolojik metodolojiden değil, tarihsel psikoloji, siyaset bilimi, kültür tarihi gibi çeşitli disiplinlerin ele alınışından oluşuyor. Temel amacı Batı dünyasının “Uygarlık” ismini verdiği kavrama nasıl eriştiği ve bu süreçte tarihsel olarak nelerin yaşandığını açıklamak olan bu eserde yalnızca siyasi ve ekonomik unsurlar değil, insanın güdüleri, arzuları ve psikolojisi de derinlemesine ele alınıyor.
Feodalitenin oluşumu, mutlak monarşilerin inşası, aristokrasinin ortaya çıkışı ve çöküşü, toplumsal tabakalar arasındaki yer değişimi gibi önemli olaylar yazarın özgün teorik bakış açısıyla anlatılıyor. Elias, Batı’nın kendine özgü tarihsel süreçlerden geçerek uygarlaşmayı yaşadığını ve bu sürecin devam eden bir süreç olduğunu vurguluyor.
2 ciltten oluşan bu eserde ilk cilt, Eliasın yapısalcı tarih metodolojisini, uygarlaşma öncesi toplumun güdüleri, Batı ülkeleri arasında da farklı farklı uygarlaşma süreçlerinin yaşanması, merkezileşme ve uygarlaşma arasındaki derin bağ gibi konulara değinirken ikinci ciltte tarihsel anlatım ağırlıklı olmakla birlikte “Tekel” dediğimiz ekonomik erk, siyasi erk ve şiddet erkinin tek bir yerde toplandığı krallıkların, devletlerin nasıl oluştuğuna ve bu oluşum yaşanırken insanların psiko-sosyal değişimlerine değiniyor. İki kitap da Elias’ın anlatısını tarihsel ve sosyolojik olarak tamamlıyor.
Basmakalıp anlatılardan sıkılanlar ve tarihsel perspektifte özgünlük, farklılık arayanlar için tavsiye edilebilecek bir eser.