Puan vermedi·212 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ocak 2026 09:16 Seyfi, Nurten, Müfit ve Selçuk Baran, bozkırdaki yalnızlar. Farklı noktalardan, farklı geçmişlerden ve farklı gelecek beklentilerinden yalnız hepsi de. Selçuk Baran da yazdığı roman ödül alıp yıllarca basılmadığında duydu belki de en şiddetli yalnızlığını ve sonra yazmaya bile küstü.
Baran üçüne ayrı ayrı odaklandığı bölümlerle karakterlerin iç dünyalarını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Üçü de kendini bulmaya çalışıyor aslında. Seyfi’nin çok genç yaşta başladığı memur hayatı, Müfit’in bugünkü kişi olmasına neden olan geçmişi (Müfit’in hayatını mektup tadında anlattığı uzun monoloğunu da sevdim)… Ama en çok Nurten ilgimi çekiyor. O kadar kayıp ki… Kim nereye çekerse oraya gidiyor adeta. O kadar kendinden beklenileni yapmaya çalışıyor ki, Seyfi’yle evlendikten sonra çok sevdiği müzikler yerine kayınvalidesinin sevdiği türküleri dinlemeye başlıyor.
Belki her kadında bulunan, toplumun beklentilerine yaklaşıp kendinden uzaklaştıkça büyüyen, ne kadar derinde olsa da kendini duyuran o his hiç rahat bırakmıyor Nurten’i. Denkleme Müfit girip bir aşk üçgeni oluşunca okuyucu Nurten galiba sonunda mutlu olacak diye düşünürken, Baran Nurten’e nihayet herkesten, her şeyden bağımsız kendi yolunu çizdiriyor.
İçim rahat huzurla bitiriyorum kitabı. Tüm taşlar, Seyfi, Nurten, Müfit yerli yerinde. Kapaktan Selçuk Baran hüzünle bakıyor ama. Keşke bilseydi kelimelerini, çizdiği yolları ne kadar sevdim. Keşke bilseydim, böyle incelikli yazarken nasıl küstürülebilir insan yazmaya?