Bozkır Çiçekleri

9,5/10  (4 Oy) · 
7 okunma  · 
1 beğeni  · 
453 gösterim
İşinde, bodrumdaki odasında, üzerinde yükselen bütün katların ağırlığını duyuyor, boğulacağını sanıyordu. Üst katlarda odası olmayacaktı hiçbir zaman. Hayri Bey emekliye ayrıldıktan sonra onun yerine geçebilirdi, o kadar. Belki de ömrü boyunca bodrum katından çıkamayacaktı. (...) Küçük insan olarak yakaladığı ve seve seve yetinebileceği küçük yaşama sevinçlerini, Hayri Bey gibiler kirletecek; üst derecedekiler de, aslında gereksindikleri, benimsemeye, hiç değilse varlığını duymaya can attıkları olağan duyarlılıkları -ayrıcalıklarını küçümsemeyle pekiştirebildikleri için- horlayacaklardı. Kimseler sevinmesine izin vermeyecekti.

Bozkır Çiçekleri'nde, yalnızlığı seçmediği halde umarsızca yalnız kalan kahramanlarıyla 70'li yılların Ankarası'nı adımlıyor Selçuk Baran: Yolları bozkırın ortasında kesişen Seyfi'nin, Nurten'in ve Müfit'in gözünden, yer yer umutlu, yer yer coşkulu ama çokça hüzünlü bir resim çiziyor.

Selçuk Baran, Bozkır Çiçekleri'yle 1979 Milliyet Yayınları Roman Yarışması'nda mansiyon kazanmıştı.
  • Baskı Tarihi:
    2009
  • Sayfa Sayısı:
    212
  • ISBN:
    9789750816154
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:

...her şeyi izleme, her şeyden haberdar olma olasılığına sahibiz. Görebildiğimiz kadar uzak bir gelecekte bile acılarımızın dinmeyip daha da artacağını biliyoruz. Sokaktaki adamın koruyucu tevekkülünden, gelecek karşısındaki körlüğünün doğurduğu masum iyimserlikten, gündelik yaşantının kaygıları içinde boğulup bir gün sonrasını unutabilme ve aynı şekilde gündelik sevinçlerini tadabilme yeteneğinden de yoksun olacağız. Peki, bize ne olacak o zaman? Ruhsal bütünlüğümüzü nasıl koruyacağız? Acı çekmek, evet ama ruhsal bütünlük bir denge sorunudur; onsuz yaşanmaz. Ruhsal bütünlüğü korumanın tek yolu, sözünü ettiğim çürümüşlüğü yaşamaktan kaçınmaktır elbette. Ama bu, hayattan da kaçmak demektir, hayatla yüz yüze gelmekten kaçmak demektir. Buna hakkımız var mı? Kendimize, çevremize ve hayata neler borçlu olduğumuzu düşünürsek... Buna hakkımız var mı?