Evcil değil, medeni fare Firmin’in hayatı; “Bu duyduğum en hüzünlü hikaye.” cümlesiyle başlıyor.
Kendisi zekasına, nezaketine, gelişen bilgeliğine, duygularının hassaslığına ve rafineliğine rağmen önünde çok büyük engeller olan bir yaratıktı. İnsan olamayacak kadar fare, fare olamayacak kadar insandı.
Birçok gerçek insanın bir kadere sahip olduğuna kendisini inandıramıyordu, farelerin bir kaderi olmadığına ise emindi. Bu farkındalık, onu hem bilgeleştirdi hem de daha derin bir yalnızlığa itti.
“Herkes kendisinin düşmanıdır, Firmin, bunun farkına varman lazımdı.” Bu cümle, sanki onun hayatının özeti gibiydi. Kendi doğasıyla, arzularıyla, yalnızlığıyla savaşan bir varlık olarak Firmin, en büyük düşmanını kendi içinde buluyordu.
Yazarın bu kadar sade ama güçlü bir anlatımı tercih etmesini çok sevdim. Ne uzatmış, ne de gereksiz ağırlık katmış. Firmin’in yalnızlığını süslemeye çalışmamış; olduğu gibi, çıplak haliyle göstermiş. Belki de bu yüzden bu kadar benzersiz bir öykü bu.
Bu kitabı okumamı sağlayan Bilgin Baykuş’a yürekten teşekkür ederim ve ben de herkese öneririm.