·317 syf.····Okunma: 02 Şubat 2026 00:00 Serinin ilk kitabı Kilit'e 9 puan vermiş, o yüksek tempolu fetih coşkusunu ve Malazgirt ruhunu çok sevmiştim. Anahtar'a geçerken beklentim; Melikşah, Nizamü'l-Mülk ve tarihin en gizemli figürlerinden Hasan Sabbah üçgeninde geçen o derin siyasi satrancı okumaktı. Ancak kitap beni şaşırttı ve merceğini başka bir yere çevirdi.
Eser, Sultan Alparslan’ın şahadetiyle kapılarını açıp, Süleyman Şah’ın ölümüyle son buluyor. Yani beklediğim gibi Büyük Selçuklu sarayının entrikalarını merkeze almaktan ziyade; Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuruluş sancılarını, o "uç beyliği"nden devlete geçiş sürecini işliyor. Melikşah ve Nizamü'l-Mülk var mı? Var. Ama ana yemek değil, daha çok olayların arka planındaki belirleyici güçler olarak duruyorlar.
Eleştirime gelecek olursak; Kilit'e kıyasla bu kitap biraz daha "sönük" kaldı diyebilirim. Kilit'teki o su gibi akan üslup, burada yerini zaman zaman durağanlığa bırakmış. Devletleşme sürecinin ağırlığı, kitabın temposuna da yansımış ve akıcılık bir miktar kaybolmuş.
Yine de Sepetçioğlu'nun tarihi, kurgunun içinde eritme ustalığına diyecek yok. "Kılıçla alınan toprağın, kalemle ve töreyle vatana dönüşmesi"ni okumak keyifliydi.
Kilit kadar sarsıcı olmasa da, seriyi tamamlamak ve Anadolu'nun kilidinin nasıl açıldığını görmek isteyenler için kıymetli bir eser.