Hayattan payına düşeni aldığını düşünüp çözümü bulmuş bir annenin; cesurca davranarak geride kalacakları düşünmeden nefes almaktan vazgeçmesinin anlatısı bu. Kısacası; yasın.
Kurgu değil, yaşanmış bir anlatı bu. Temel izlekleri arasında pandemiyi de bulabileceğimiz, hatta pandeminin insan yaşamını ruhen fazlasıyla etkilediğinin bir örneği diyebiliriz. Israrla pandemiyi vurguluyorum diye konusu yanlış anlaşılmasın.
Bu kitap tamamıyla yası anlatıyor. Yas sürecini ve sonrasını. Evden cenaze çıktığını simgeleyen o helvanın yapıldığı, gidenden geriye kalan eşyalara dokunulduğu, en önemlisi de kaybın geride kalanların ruhunda bıraktığı o hiçbir zaman iyileşmeyecek izin aktarıldığı…
Yazarın, annesinin ölümünden sonra kaleme aldığı bu eserde onun yasını, yasıyla nasıl mücadele ettiğini görüyoruz. Miray Çakıroğlu, duygu ve düşünceleriyle de kalmamış, edebiyat tarihine iz bırakmış eserleri de referans alıyor kimi yazılarında. Böylelikle dokunaklı aktarımının arasında onun sınırlarını da keşfediyoruz.
Yasın iç sızlatan yönünü deneyimleyen biri olarak teferruata girmeden, ruhumdaki izi kanatırcasına kaşımadan burada noktalıyorum yazımı.
Unutmadan; yas konusunda çok az eser verilen edebiyatımızda sağlam bir yer edindiğini düşünüyorum Annem’in.