eğer dişi beden yol’un okuma listesinde olmasaydı büyük ihtimalle bu kitabı okumaya çekinirdim. çünkü anne kaybının arkasından yazılmış bir metin olduğunu biliyordum.
miray çakıroğlu bir türe bağlı kalmadan parçalı bir anlatıyla yazmış. biraz günlük, biraz mekan, biraz nesneler üzerinden . mesele zor fakat anlatım şekli okumayı bir parça kolaylaştırıyor.
ben kendimi daha kitabın ilk sayfasından itibaren, kızın yas anlatısını bir yana bırakıp annenin söylemek isteyip söyleyemediği, yapmak isteyip yapamadıklarının izini sürmeye verdim. çünkü şöyle bir cümleyle bitiyordu o sayfa: “ yani annem evden çıkmak istemiş”
ataerkil toplumsal normlar kadını evde içerde tutmak üzerinedir. bu işine gelir. sistem böylece sürer, gider. iyi bildiğimiz bir duygudur bu kadın olarak. çıkmak, gitmek, ardına bakmadan gitmek.
belki de anne artık dayanamadığı bu normların tariflediği şekilden ve yerden kendini kurtarmak için hayatında ilk kez kendi yaşamı hakkında karar verir. sıkı kurallarla belirlenmiş, bunaldığı bu yaşamdan çıkıp gitmeyi seçer.
bundan sonra nasıl bitireceğimi doğrusu bilemiyorum. annem, farklı bir yas anlatısı. okuyana düşünmek için epeyce boşluk bırakıyor. mesela “anne” anne olması dışında bir kadın olarak görmek, kadın olarak tanımak üzerine düşünmek. pek yapmadığımız, yanaşmadığımız. ne dersiniz?
Yüreğime öküz oturdu .Hem de birçok yönden. Her şeyden önce bir kayıp, çok olmadı yaşayalı Anladığım bir durum, farklı şekillerde olsa da bizimki de beklenmedikti. Bir de Pandemi, üzerinden yıllar
Ictenlikle yazilmis, intihar eden annesinin olumuyle yuzlesmeye calisan kizinin yasla basa cikisi. Gospodinov’u da yakin zamanda okumustum. Benzerlikleri var. Ancak o kadar guclu ve dokunakli gelmedi bana. Tabi oyle bir cabasi da yoktu sanirim yazarin. Daha cok bir gunce gibi. Bunu paylasma cesaretinden ve yazim biciminin ozgunlugunden dolayi yazari takdir ettim.
Hayattan payına düşeni aldığını düşünüp çözümü bulmuş bir annenin; cesurca davranarak geride kalacakları düşünmeden nefes almaktan vazgeçmesinin anlatısı bu. Kısacası; yasın.
Kurgu değil, yaşanmış bir anlatı bu. Temel izlekleri arasında pandemiyi de bulabileceğimiz, hatta pandeminin insan yaşamını ruhen fazlasıyla etkilediğinin bir örneği diyebiliriz. Israrla pandemiyi vurguluyorum diye konusu yanlış anlaşılmasın.
Bu kitap tamamıyla yası anlatıyor. Yas sürecini ve sonrasını. Evden cenaze çıktığını simgeleyen o helvanın yapıldığı, gidenden geriye kalan eşyalara dokunulduğu, en önemlisi de kaybın geride kalanların ruhunda bıraktığı o hiçbir zaman iyileşmeyecek izin aktarıldığı…
Yazarın, annesinin ölümünden sonra kaleme aldığı bu eserde onun yasını, yasıyla nasıl mücadele ettiğini görüyoruz. Miray Çakıroğlu, duygu ve düşünceleriyle de kalmamış, edebiyat tarihine iz bırakmış eserleri de referans alıyor kimi yazılarında. Böylelikle dokunaklı aktarımının arasında onun sınırlarını da keşfediyoruz.
Yasın iç sızlatan yönünü deneyimleyen biri olarak teferruata girmeden, ruhumdaki izi kanatırcasına kaşımadan burada noktalıyorum yazımı.
Unutmadan; yas konusunda çok az eser verilen edebiyatımızda sağlam bir yer edindiğini düşünüyorum Annem’in.
Bir zamanlar televizyonda efsanevi bir olay gibi izlediğimiz kurguların başrol oyuncusu olduk. Pandemi ve corona virüsten bahsediyorum, hepimizin etinden, canından parça parça kopardı. Üzerinden seneler geçse de bazıları için takvim o zamanlarda durdu çünkü tuttuğu yas bireyi sabit kıldı. Miray Çakıroğlu; pandemi sürecinde evlere hapsolduğumuz an, dört duvara sıkışıp kalan ve ciğerlerine hava dolmadığı için kendisini çaresiz hisseden bir annenin çözümü kendisini balkondan atmak olarak gördüğü süreci, ardından aile fertlerinin tuttuğu yası, geçmiş, kimlik arayışı ev ve kadının varlığını işliyor. O zamanları hatırlamak bile zor geliyor insana ama evet, böyle bir kabusu yaşadık. Kimimiz uyanmayı başardı, kimimiz yattığı uykusundan hiç uyanmadı. Bir kaybın olduğu evde ileriye bakmak ne mümkün? İnsanın içini oyan bir acı, pişmanlık içeren keşkeler, eve sığamıyor olmanın verdiği ağırlık, gün geçtikçe artmak yerine azalan bir döngü... Aile içerisinde yasla birlikte açılan sırlar var, hafızadan silinmeyen anılar. Miray Çakıroğlu, bir kurgu anlatmıyor okuruna, "Annemin ölümünü anlatmak değil, anlamak istedim." diyor. Ne kadar düşünse de insan kondurabilir mi, anlamlandırabilir mi? Kalbimde derin bir üzüntüyle okudum Annem'i, tavsiyemdir.
Bir anneler günü okuma tavsiyesi. Dünyadan bunalıp çıkış yolunu bulmuş bir annenin ardından yazılmış bir yas günlüğü. Üzücü bir olay sonrasının iyi bir anlatısı.
1987 doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları ve Felsefe bölümlerini, Eleştiri ve Kültür Çalışmaları yüksek lisans programını ve New York Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları yüksek lisans programını bitirdi. İlk dosyası Taşların Sesi Kesildi (Varlık, 2014) ile Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü aldı. İkinci şiir kitabı Kalkış için Notlar (Dünyadan Çıkış Yayınları) 2017’de yayımlandı. Philip Larkin’in The Whitsun Weddings kitabını Bayram Düğünleri başlığıyla (Ketebe, 2021) Türkçeye çevirdi. Oraya Kendimi Koydum (Everest, 2023) belgesel şiir kitabının yazarları arasındadır. Stanford Üniversitesi Antropoloji bölümünde doktor adayıdır. Kaliforniya’da yaşıyor.