·536 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2026 23:40 Bu kitaba inceleme yazmasaydım olmazdı. Aslında tam olarak ne yazacağımı da bilmiyorum. Çok etkilendim. Bazı yerlerde gerçekten ağzım açık kaldı. Bu kitap bir beyinden nasıl çıktı diye düşündüm zaman zaman. Hakan Günday'dan okuduğum ilk kitap Kinyas ve Kayra. Bu insanlar nihilist iki arkadaş. Ailelerinden uzakta, her türlü pisliğe bulaşmış karakterler. Hayatı, kimliklerini, varlıklarını reddediyorlar. Hatta kendi isimlerini bile kullanmıyorlar. İsimlerinden, her şeyden vazgeçmiş iki insanı okuyoruz aslında. Akıllarına gelen her şeyi yapıyorlar. Onlar için iyi ve kötü kavramları yok. Zihinlerini öldürmeye çalışan iki insan... Evet yanlış duymadınız. Zihinlerini öldürmek istiyorlar. Her şeyi unutmak, hiç doğmamış olmak... Bu zamana kadar yaşadıklarını sanki yaşamamış gibi hissetmek istiyorlar. Birbirlerine çok benzeyen iki karakter bu iki arkadaş. Yani kişilik olarak. Başlarda isim vermediği sürece okurken kimi okuduğumu tam olarak algılayamıyordum. Sonradan daha ayırt edici oldu. Kitapta önce bir Kayra'dan bir Kinyas'tan okuyoruz. İlk bölüm bu şekilde ilerliyor. Daha sonra sadece Kayra'yı, sonra da sadece Kinyas'ı okuyoruz. Bu iki aykırı arkadaşın yolları, yol ayrımları, seçimleri anlatılıyor.
Bambaşka ülkelere gidip türlü pisliklere bulaşan bu insanları gerçekte tanısanız hiç tanımamış olmayı dilerdiniz. Çünkü herhangi bir nedenden dolayı biri silahını çekip sizi vurabilirdi. Ya da eğer bir kadınsanız Kayra sizi cinsellik için kullandıktan sonra dövebilir ve bir kenara atabilirdi. İnsanın kulağına ne kadar korkunç geliyor öyle değil mi? Hakan Günday bu kitabı yazarken ben onun psikolojisini çok merak ettim. Yani bir kitap yazacak olsam aklıma hiç böyle şeyler gelmezdi. Çünkü edebiyat bende hep umut, sevinç, yaşam gibi güzel duygular uyandırmıştı. Ya da dram gibi üzmüştü. Bu kitabı okurken genel olarak şaşkınlık halinde kaldım.
Psikolojide bazı savunma mekanizmaları var. Bunlardan biri de ''Yüceltme''. Ben de bu kitabı okurken yarısına kadar hatta yarısından fazlası da olabilir, Hakan Günday'ın şiddet, cinsellik, vahşet gibi düşüncelerini kitaplaştırarak ortaya bir sanat eseri çıkardığını ve insanların da bunu eser olarak yücelttiklerini düşündüm. Çünkü yüceltme savunma mekanizması; insanın karanlık duygularını, herkesçe hoş karşılanmayan hatta kötü olduğunu bildiğimiz davranışlarını, düşüncelerini sanat yoluyla herkesçe kabul görecek şekilde gün yüzüne çıkarmaktır. Ben de böyle düşündüm kitabı okurken. Ama sonra kitabın sonlarına yaklaştıkça fikrim değişti. Size bununla ilgili bilgi veremeyeceğim çünkü dahası spoilera giriyor.
Hakan Günday genel olarak yeraltı edebiyatı yazarı olarak biliniyor. Yeraltı edebiyatı demişken onunla ilgili de küçük bir bilgi vereyim. Yeraltı edebiyatı tam olarak bu yüceltme konusunda ele aldığımız korkunç davranış ve düşüncelerle ilgili. Her türlü suçun, ahlaksızlığın kitapta açıkça işlenebileceği bir tür. Zamanında bu tür yasaklanmış ve el altından çoğaltılmış. Bu yüzden ismi de yeraltı edebiyatı olmuş. İşte tam bu noktada Hakan Günday devreye giriyor ve kendisinin bir yeraltı edebiyatı yazarı olmadığını söylüyor. Ona eserlerinin türü sorulduğunda ise macera romanları yazdığını dile getiriyor. Genel olarak beni içine çekti. Ama okurken dikkat etmek lazım kitabın büyük bir kısmında sizi hayatın anlamsızlığına, yaşamın gereksizliğine, nihilizme sürükleyebilir. İçinizde bir karamsarlık uyandırabilir. Hakan Günday okuma rehberim bu kitapla sınırlı kalmayacak bunu da belirtmek isterim. 2 puan kırmamın nedeni de bende bıraktığı etki ve bir insanın kendi yazdığı karaktere bu kadar acımasızlık yüklemesi oldu. Yani tamamen kurgu ile alakalı.
Şunu da eklemek isterim ki lütfen kitabı sonuna kadar okuyun. Eğer okumazsanız kitapla ilgili görüşleriniz sadece olumsuz olacaktır. Ancak bitirdiğinizde çok daha farklı bir şekilde etkileneceksiniz.
- SPOİLER -
Ben kitabın sonundan ayrıca etkilendim. Kayra zihinsel ölümünü gerçekleştirirken Kinyas'ın kendini bulması, normal bir insan olmaya çalışması beni çok duygulandırdı. Aslında istersek iyi olabileceğimizi, hayata tutunabileceğimizi Kinyas sayesinde anlamış olduk. Romanda Kayra sürekli ''hiçbir şey yok'' derken romanın sonunda Kinyas'ın ''burada her şey var'' demesi çok güzel bir detaydı benim için. Kinyas mektuplarını Kayra'ya gönderdiğinde ve onu da normal bir insan olmaya davet ettiğinde Kayra, hiç ağlamayan, sanki duyguları ondan alınmış gibi olan Kayra'nın, mektupları okuduktan sonra hüngür hüngür ağlaması da aslında içindeki insanlığın tamamen yok olmadığını gösteriyordu. Fakat Kayra insan olmayı, bir şeyler hissetmeyi kendi istemedi. Kinyas'ın yapmış olduğu gibi çabalasaydı bence o da aramıza katılabilirdi. Bunun için en ufak bir çaba dahi göstermedi. Kinyas ise yeniden normal olmak istedi ve başardı. Bir de şöyle bir detay yakaladım. Kinyas bu yaşadığı şeylerden Kayra'yı sorumlu tutuyordu. Onu bu yüzden öldürmek istiyordu. Ona olan öfkesini bu şekilde göstermek istiyordu. Eğer eski Kinyas olsaydı yapardı da. Zaman geçtikçe ve eskinin izlerini sildikçe Kayra'yı öldürmek istemesinin yerini Kayra'yı mahmeye vermek aldı. İşte bu da Kinyas'ın gerçekten iyileştiğinin en büyük kanıtı...