Puan vermedi·152 syf.····Okunma: 03 Şubat 2026 22:39 Merhaba Kitap dostlarım. Normalde Öykü okumayı seven biri değilim. Hatta çoğu zaman özellikle kaçınırım. Çünkü beni hikâyenin içine alıp orada tutamazlar; tam alışmışken biter, tam bağ kurmuşken son bulur. Hepyek’e de bu önyargıyla başladım açıkçası. Ama o kadar çok önerildi ki, bir şans vereyim dedim.
Öykü okumaya çok alışık olmamamdan kaynaklı olarak bazı bölümlerde gerçekten koptuğum anlar oldu. Ritmi yakalayamadığım, zihnimden kaçan yerler vardı. Buna rağmen Öykülerin büyük bir kısmını sevdim. Çünkü Seray Şahiner’in anlattığı şeyler süslü değil tanıdık, gerçek ve hayatın içinden. Bazı öyküler özellikle duygusal anlamda insana dokunuyor. Abartısız ama etkili bir samimiyet var.
Okurken sık sık bunlar gerçek diye düşündüm. O yüzden kopukluk yaşasam bile tamamen olaylara yabancılaşmadım. Karakterler gerçek hayattan; mahalleden, evden, sokaktan çıkıp gelmiş gibiydi. Bu da metinlerle aramda doğal bir bağ kurmamı sağladı.
Kitapta beni en çok etkileyen öykü Karaca oldu. Duygusu, atmosferi ve bıraktığı tat diğerlerinin önüne geçti. Bitince insanın içinde sessizce duran, hemen dağılmayan bir ağırlığı vardı. Kitabı kapattıktan sonra bile aklımda kalan tek öykü oydu desem abartmış olmam.
Sonuç olarak, Hepyek öykü türüne mesafeli biri için bile okunabilir bir kitap. Her öykü aynı etkiyi yaratmasa da, genel olarak samimi, gerçekçi ve yer yer insanın içine dokunan bir dünya sunmuş. Öykü sevenler muhtemelen daha çok sevecek; benim gibi mesafeli olanlar içinse beklenenden daha iyi bir deneyim.