·128 syf.····Okunma: 04 Şubat 2026 02:23 Fernando de Rojas'ın bu ölümsüz eseri aslında bize 500 yıl öncesinden çok tanıdık bir hikaye anlatıyor: İnsanoğlunun bitmek bilmeyen tutkuları, para hırsı ve "önce ben" diyen bencilliği. Calisto ve Melibea'nın o toz pembe, idealize edilmiş aşklarının aslında ne kadar tekinsiz bir zeminde yürüdüğünü görüyoruz. Bir yanda duygularına esir düşmüş bir aşık, diğer yanda ise işin içine büyü mü yoksa özgür irade mi girdiği belirsiz bir genç kız var. Ama asıl film, ipleri elinde tutan ve herkesi kendi çıkarına göre oynatan kurnaz Celestina ile uşakların dünyasında kopuyor. Eser, sınıflar arası uçurumu, uşakların efendilerine duyduğu sahte saygıyı ve her şeyin maddiyata dayandığı o yozlaşmış düzeni öyle bir yüzümüze çarpıyor ki, Cervantes'in "keşke mahremi bu kadar açmasaydı" demesine şaşmamalı. Sonuçta herkesin bir şekilde "günahkâr" olduğu bu hikayede ölüm, ahlaki çöküşün kaçınılmaz bir cezası olarak karşımıza çıkıyor. Rönesans hümanizmasıyla birey özgürleşirken beraberinde getirdiği karanlık yanları da samimi, bazen argo bazen de bilgece bir dille anlatan bu eser, üzerinden asırlar geçse de güncelliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Çünkü insan doğası değişmiyor; dün olduğu gibi bugün de aşkın arkasına saklanan çıkarlar ve vicdanın önüne geçen hırslar hayatımızın tam ortasında duruyor.