İhsan Oktay Anar her eserinde olduğu gibi inanılmaz bir evren yaratmış .Çok yoğun bir dili var ve okuması kolay diyemem.Lakin o kadar zekice kurgulanmış ki bir labirentin içinde dolaşıyormuş hissi yaratıyor.Asıl hikayeye gelene kadar yüzlerce küçük hikayede dolaşmak zorunda kalıyorsunuz.
Osmanlı’nın farklı dönemlerinde ;”baba/oğul/hayalet” şeklindeki üç farklı dönemde ,üç farklı zamanda yüzlerce olay bir şekilde birbirine bağlanıyor
Onlarca karakter arasında “başrol”diyebileceğimiz “ihsan sait”karakterinin gelecekten aldığı bir mektupla birlikte gelen zeplin yapımı şemaları kullanarak bir zeplin inşa etmesi gibi bir sürü tuhaf ve fantastik olay var.
Yedinci gün; tarih,mit ve hicvin ustalıkla birbirine bağlandığı çok acaip bir metin .
Yedinci gün isminde tanrının dünyayı 6 günde yaratıp 7.günde dinlenmesi mitine gönderme yapılırken ,yani yaradılış fikrini merkeze alırken insanın iktidar,kibir ve anlam arayışını ironik bir dille sorguluyor.
Absürd olanla felsefik olan öyle bir yanyana geliyor ki bir yandan gülümserken bir yandan tuhafa bir rahatsızlık duyuyorsunuz.
İnanılmaz bir sembolizm girdabına nasıl çekildiğinizi asla anlamıyorsunuz
ihsan oktay Anar çok özel bir yazar .“Puslu kıtalar atlası “ile kendisine aşık olmuştum.
ONu ya çok seversiniz yada anlamadığınız için sevmezsiniz.Bu “anlamadığınız” kısmını ukala bir yerden söylemiyorum ve sevmeyeneleri asla küçümsemiyorum.Tuhaflığının altını çizmek ve yarattığı bu fantastik dünyalarda dolaşmak zor olduğu için söylüyorum.
500 sayfalık bir roman okumak bir maratonsa 240 sayfalık bir Anar kitabı okumak kesinlikle triatlondur