Kemalist zihniyetin "elit ve medeni Batı" olarak idealize ettiği yapı, tarihsel ve güncel vakalarla ahlâki çöküşün kaynağıdır. çocuk ist*smar ağları, sistematik işk*nce pratikleri, insan onurunu yok sayan deneyler ve hatta insan e*i yeme gibi uç örnekler bu düzenin marjinal sapmaları değil, güç ve çıkar merkezli paradigmasının doğal sonuçlarıdır. Bu tabloya rağmen Batı, demokrasi söylemiyle aklanmakta, çoğunluk iradesi kutsanarak ahlâk, hukuk ve adalet görecelileştirilmektedir. Oysa demokrasi, ilke üretmeyen, sadece gücü meşrulaştıran bir mekanizma olduğundan, zulmü engellemez, onu yasallaştırır. Dolayısıyla mesele, sıkça iddia edildiği gibi bir "uygulama hatası" değildir. ahlâkı bir ölçüye bağlamayı reddeden, hükmü ilkeye değil güce teslim eden ideolojik zeminin bizzat kendisidir. Böyle bir zeminin ürettiği sonucu medeniyet, adalet ya da ilerleme olarak sunmak doğru bir tespit değil, ideolojik bir savunma refleksidir.