Simyacı bende bir roman gibi değil, yol üstünde anlatılan bir hikâye hissi bıraktı. Okurken olaylardan çok cümlelerin çağrıştırdıklarına takıldım. Santiago’nun yolculuğu, dışarıdan bakınca basit ama içerden bakınca insanın kendi iç sesini arayışı gibi.
Bazı yerlerde fazlasıyla sade, hatta naif geldi; ama sanırım gücü de buradan geliyor. Okuru zorlamıyor, yavaş yavaş düşünmeye itiyor. “Kişisel menkıbe” fikri özellikle aklımda kaldı; insanın gerçekten ne istediğini kendine sorması gerektiğini hatırlatıyor.
Bittiğinde büyük bir olay yaşamış gibi değil, içimde küçük ama kalıcı bir farkındalık oluşmuş gibi hissettim. Basit görünüp uzun süre akılda kalan kitaplardan biri.