Empati’yi okurken en çok hoşuma giden şey, Adam Fawer’ın zekâsını okura hissettirme biçimi oldu. Hikâye ilerledikçe olaylardan çok fikirlerin peşine takıldım. Olasılık, zihin gücü, seçimler… Roman resmen “ya gerçekten mümkünse?” duygusuyla oynuyor.
Yer yer fazlasıyla teknikleştiğini düşündüm ama garip şekilde bu beni koparmadı; tam tersine daha çok içine çekti. Çünkü Fawer bunu kuru bilgi gibi değil, gerilimin bir parçası gibi kullanıyor.
Karakterin zihinsel yolculuğu, fiziksel yolculuğundan daha heyecanlı geldi bana. Kitap bittiğinde hikâyeden çok, kafamda dönüp duran ihtimaller kalmıştı. Okurken yoran ama bittikten sonra iyi ki okumuşum dedirten türden.