Puan vermedi·532 syf.··Beğendi
· Bazı kitaplar biter, bazıları ise içimizde yaşamaya devam eder.
Nefretten Sonra benim için ikincisi oldu. Daha ilk sayfalarda bir roman değil, kalbimin içinde oynayan bir film izliyormuşum gibi hissettim. Sahne sahne, yara yara ilerleyen bir hikâye…
Bir kadına intikam duygusu neler yaptırır?
Bu kitapta bunu sadece okumuyor, adım adım yaşıyoruz.
Natalia’ya sinirlendim. Çok sinirlendim.
Ama sonra durdum… Onun nasıl bir karanlığın içinde sıkışıp kaldığını, aşk ile intikam arasında nasıl paramparça olduğunu gördükçe içim acıdı. İnsan bazen en çok kendine düşman oluyor. Allah kimseyi böyle bir sınavın ortasına bırakmasın.
Tamer…
Bu hikâyenin kalbi, omurgası, vicdanı.
Onu okurken “böyle seven gerçekten var mı?” diye sordum kendime.
Dağ gibi bir adamın, sevdiği kadın için yerle bir oluşunu okumak insanın içini titretiyor. Çocuğu için yalvarışı, sevdiği kadın uğruna hayatından bile vazgeçmeye hazır oluşu…
Sayfaları çevirirken gözyaşlarımın artık söz dinlemediği anlar oldu.
Ve o doğum günü sahnesi…
Kalbi başka şeyler söylerken, ağzından dökülen o acı sözler.
Karşısında onu sevdiğini söyleyen ve evlenme teklif eden bir adam varken…
İşte o an, kitabın kalbime en sert çarptığı yerdi.
Eleştirmeden geçemeyeceğim tek nokta:
Karakterler arasındaki yaş farkı.
Tanıştıklarında Natalia’nın sadece 15 yaşında olması, benim için hikâyenin tek rahatsız edici gölgesi oldu.
Ama şunu da söylemeden geçemem:
Tamer gibi seven insanlar çok nadir.
Natalia’ya verdiği değeri, babasının intiharıyla ilgili gerçekleri uzun süre saklamasından bile anlayabiliyorsunuz.
İşte tam o noktada “vay be” diyorsunuz…
Ve çok şükür, yazar bizi ucu açık bir boşluğa bırakmıyor.
Her şeyin açıklanması, meraktan deliren kalbime ilaç gibi geldi.
Nefretten Sonra
acı, aşk, pişmanlık, fedakârlık ve kalp kırıklığıyla örülmüş,
insanı içine çeken, sarsan ve uzun süre akıldan çıkmayan bir roman.
Bu türü sevenler için:
okuyup unutamayacağınız kitaplardan biri.