·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Şubat 2026 18:20 Oz serisinin bu ikinci kitabını okurken, ilk kitaptaki o "ev arayışı" yerini tamamen bir "kimlik arayışı"na bırakıyor. Dorothy’nin yokluğunda, kötülüklerle dolu Mombi’nin yanında büyüyen küçük Tip’in hikayesini takip ediyoruz. Ama bu kitap, sıradan bir fantastik macera değil; insanın özünü bulma hikayesinin en garip hallerinden biri.
Kitapta beni en çok etkileyen şey, karakterlerin "yaratılmış" olmalarıydı. Balkabağı Kafalı Jack ya da Odun At... Hepsi bir şekilde hayata döndürülmüş cansız varlıklar ve her biri "ben neyim ve bu dünyadaki rolüm ne?" diye soruyor. Bu kitapta sosyal birer varlık olmaya çalışan, henüz kendi doğasını bile bilmeyen bu karakterlerin o saf ama derin sorgulamalarını izliyoruz.
Hikayenin sonu ise tam bir ters köşe ve "maskelerin düşüşü" dersi niteliğinde. Yıllarca Tip adında bir oğlan çocuğu olarak yaşayan karakterin aslında büyüyle saklanmış olan Prenses Ozma olduğunu öğrenmesi, kimlik dediğimiz şeyin ne kadar akışkan ve bazen ne kadar başkaları tarafından kurgulanmış bir şey olduğunu gösteriyor. Kim olduğumuzu biz mi seçeriz, yoksa bize dayatılan rolleri mi yaşarız?
L. Frank Baum, çocuksu bir anlatımın arkasına yine o büyük soruyu gizlemiş: Gerçekten göründüğümüz kişi miyiz? İlk kitaptaki Büyücü’nün sahteliğinden sonra, bu kitapta da bizzat ana karakterin kendi varlığının bir "maske" olduğunu görmemiz, toplumsal roller üzerine düşünmek için harika bir zemin hazırlıyor.