Puan vermedi·440 syf.····Okunma: 04 Şubat 2026 23:52 Annemin Uyurgezer Geceleri yüzünden bana birkaç gece uykusu borcu var Ayfer Tunç’un, zira “bir başlayayım şu kitaba” dedim ve sonrasını hatırlamıyorum resmen. Üç gündür her boşlukta, geç yatıp erken kalkarak, uykumu kurban edip elimden bırakamayarak okudum, bugün bitirdim.
Polisiye sürükleyiciliğindeki bu koca romanı tek kelimeyle özetlemem istense “iktidar” derdim, çünkü anlattığı hikayenin her katmanında mikro ve makro iktidarları didikliyor Ayfer Tunç. Anne-kız ilişkisindeki, romantik ilişkilerdeki iktidarı odağına alır gibi gözükürken arkada ve satır aralarında da Türkiye’deki büyük iktidar ve sermaye değişimini detaylandırıyor, öndeki hikayenin arkadaki toplumsal ve sosyolojik değişimle nasıl ilişkili olduğunu anlatıyor.
Bir ailenin üç kuşak kadınının öyküsünü zamanda sürekli ileri geri giderek okuyoruz kitapta. Paşa kızı bir anneanne, onun öğretmen kızı ve onun da ekonomi profesörü olmuş kızı; anlatıcımız Şehnaz. Bir gece annesinin uykusunda yürümesi ve Şehnaz’ın o güne dek hiç bilmediği aile sırlarını ifşa etmesiyle beraber hikaye önce düğümleniyor, annenin uyurgezerliği sürdükçe de o düğüm yavaş yavaş çözülüyor.
Bu bol kadınlı hikayede aslında bolca da erkek var. Ölü erkekler, diri erkekler. Bedenen veya ruhen zarar veren erkekler. Bu erkeklerden en önde olanı, Şehnaz’ın hocası ve sonra da sevgilisi olan, evli bir adam olan E. E’nin ismini öğrenmiyoruz zira E. pek çok erkeği ve erki temsilen orada. E. çok tanıdık biri bana sorarsanız, maalesef. Zayıflığını ve zavallılığını bir büyük ego ve kibir maskesiyle örtmüş, acınasılığını acımasızlıkla perdelemiş, muhtaciyetini muktedirlik maskesi altına saklamış bir adam. Şehnaz’ın ona duyduğu ve uzun yıllar aşk sandığı şey de aşk değil, zira iktidar ilişkisinin bu denli asimetrik olduğu bir yerde aşktan söz edemeyiz kanımca, aşka benzeyen ama bambaşka şeylerden müteşekkil bir duygu o. Şehnaz ve E. ilişkisi o kadar iyi yazılmış, o asimetrinin ilişkilerinin her yerine nasıl sindiğini, nasıl biçimlendirdiğini o kadar iyi anlatmış ki Ayfer Tunç satır aralarında, insan okurken öfke, acıma, şefkat karışımı bir tuhaf duygunun içinde buluyor kendini.
Ha gerçi tüm karakterler muazzam yazılmış, kanlı canlı önümde belirdi her biri ve kafamda karşılık buldu, hayatımdan birilerinin yüzünü aldı. Keza aynı şekilde, hayatının kahir ekseriyetini Kadıköy’de geçirmiş biri olarak romanın mekanı olan Kadıköy de sokakları, ağaçları, zaman içinde yiten veya değişen sesleriyle gözümün önünde vücut buldu okurken, böyle bir romanın şehrin en belirgin dönüşümlerden birini geçiren Kadıköy’ü kendine mesken tutması bence hikayeyi şahane tamamlıyor.
Anlatıcımız Şehnaz, kendisinin de işaret ettiği üzere Borges’in ünlü Funes karakteri gibi unutamamaktan muzdarip olduğu için neredeyse bir yüzyıla yayılan bu hikayeyi film seyreder gibi okudum. Bu yorum da Borges’in Funes’e dair söyledikleriyle bitsin madem: “Her şeyi hatırlamanız gerekmez, çünkü sözgelimi benim Funes adlı karakterim sonsuz bir belleğe sahip olduğu için sonunda aklını kaçırır. Hiç kuşkusuz, her şeyi unutursanız artık var olamazsınız. Çünkü insan geçmişinde var olur. Yoksa kim olduğunuzu, adınızın ne olduğunu bile bilemezsiniz. O iki öğenin karışımını aramalısınız. Bellek ve unutuş, buna hayal gücü adını veriyoruz. Cafcaflı bir ad.”
Ne diyeyim, hayal gücünüze müteşekkiriz Ayfer Hanım. Çok, çok, çok sevdim.