·140 syf.····Okunma: 05 Şubat 2026 10:09 Başladığımda "Bu adam neden bu kadar sinir bozucu konuşuyor?" dedim içimden. Adam hasta diyor, kötü diyor, suratsız diyor, hiçbir şey olamadım diyor... İlk sayfadan itibaren "Tamam be kardeşim, anladık yalnızsın, hadi geç" diye geçiştirmek istedim. Ama geçemedim. Çünkü o yeraltındaki adam, sanki benim kafamın içindeki seslerden biriydi. Fazla mı okudum yoksa gerçekten herkesin içinde böyle bir yeraltı var mı bilmiyorum ama bu kitap beni bayağı rahatsız etti, hatta yer yer tiksindirdi. Ve işte tam da bu yüzden bayıldım. İlk bölüm tamamen monolog. Adam toplumun "akılcı" ütopyalarına, kristal saraylara, her şeyin faydaya göre düzenlendiği o saçma düzene küfür ediyor resmen. "İnsan fayda peşinde koşmaz, canı ne istiyorsa onu yapar, hatta burnunu sokar acı çeker" diyor. Haklı mı? Bilmiyorum ama okurken "Evet ya, bazen ben de bilerek kendimi batırıyorum" diye düşündüm. Fazla bilinçli olmak hastalıkmış, evet doğru. Ben de her şeyi fazla düşünüyorum, adım atmadan önce bin kere hesap yapıyorum, sonra da hiçbir şey yapmıyorum. Adamın dediği gibi: eylem yerine düşünmek, düşünmek yerine acı çekmek... Bu kısım ağır, felsefi, yer yer bayıyor ama altını çizmeden geçemedim. İkinci kısım olaylar başlıyor, "Islak Karda Olaylar" diyor. İşte orada Yeraltı Adamı'nın gerçek yüzü çıkıyor. Eski arkadaşlarıyla buluşuyor, kendini aşağılatıyor, gururu inciniyor, sonra Liza'yla karşılaşıyor. Kızı "kurtarmaya" çalışıyor gibi yapıyor ama en sonunda en iğrenç şekilde aşağılıyor. Liza'nın acıyarak, sevgiyle yaklaşması karşısında çıldırıyor resmen. O sahneler o kadar gerçek ki, okurken midem bulandı. "Ben böyle bir insan değilim" dedim ama içten içe "Ya olsam?" diye korktum. Adamın gururu, kibrinin altında yatan o korkunç acizlik... Dostoyevski insanı bu kadar çıplak göstermiş başka yerde yok herhalde. Kitap bittiğinde boşluk hissettim. Mutlu son yok, çözüm yok, ders yok. Adam hâlâ yeraltında, hâlâ kinli, hâlâ yalnız. Ve ben de okuduktan sonra kendimle yüzleşmek zorunda kaldım. Toplumdan kopuk muyum? Gururum mu beni zehirliyor? Neden bazen bilerek zarar veriyorum kendime? Bu sorular cevapsız kaldı ama sormak bile iyi geldi. Kısaca: Okuması zor, sindirmesi daha zor bir kitap. Ama eğer iç dünyan karışık, kendini sürekli sorguluyorsan, toplum seni boğuyorsa, bu kitabı oku. Rahatsız ol, sinirlen, hatta nefret et. Ama oku. Çünkü Dostoyevski burada yalan söylemiyor. O yeraltındaki adamı herkesin içinde bir yerlerde görüyor.