Puan vermedi·88 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2026 22:36
Bu kitabı okurken aslında okuduğumu değil, bir düşüncenin içine çekildiğimi hissettim; çünkü Ucuzayiyenler okunan bir metin değildir, insanın zihninde kurulup sürekli yeniden kurulan bir düzendir ve bu düzen ucuzluk üzerine kuruludur, ama ucuzluk dediğimiz şey fiyatlarla, parayla, menülerle ilgili değildir, daha baştan bunun böyle olmadığı anlaşılır. Bernhard ucuz yiyenleri anlatıyormuş gibi yaparken, ucuz yemekten söz etmez; o, ucuz düşünmeyi, ucuz yaşamayı, hatta ucuz hissetmeyi anlatır. Aynı masaya oturmanın, aynı yemeği seçmenin, aynı saatlerde görünmenin ardında yatan şey alışkanlık değil, korkudur; değişiklikten korku, fark edilmekten korku, kendini açığa çıkarmaktan korku. Bu yüzden ucuzayiyenler bir araya gelmez, birbirlerine yapışırlar; çünkü tek başına ucuz olmak katlanılamazdır, ama birlikte ucuz olmak güvenlidir ve bu güven, insanı yavaş yavaş boğan bir güvenliktir. Bernhard’ın dili bu boğulmayı bilinçli olarak üretir; cümleler uzar, kıvrılır, bir yere varmaz, çünkü varmak pahalıdır, bitirmek pahalıdır, sonuca ulaşmak pahalıdır. Aynı düşünce tekrar tekrar söylenir, çünkü tekrar etmek ucuzdur ve ucuz olan her şey Bernhard’ın dünyasında tercih edilir değil, mecburidir. Ucuzayiyenler’in dili bir anlatım biçimi değil, bir zihinsel zorunluluktur; anlatıcı bir düşünceyi bırakamaz, çünkü bırakmak bir karar gerektirir ve karar vermek bu kitapta neredeyse bir suç gibidir. Bu yüzden cümleler sürer, düşünceler sürer, yargılar sürer; insan okurken nefes almak ister ama alamaz, çünkü metin buna izin vermez, tıpkı ucuzayiyenlerin hayata izin vermemesi gibi. Bu kitabı okudukça ucuzayiyenlerin belirli kişiler olmadığını, bir restoran masasına sıkışmış birkaç figür olmadığını daha net gördüm; ucuzayiyenler bir tür insan değildir, bir eğilimdir, bir alışkanlıklar toplamıdır, hatta bir ahlak bozuntusudur. Kendini küçültmeyi erdem sanan, eksilmeyi fazlalığa tercih eden, vasatlığı güvenli bir liman gibi savunan herkes bu masaya oturabilir. Bernhard bu insanları dışarıdan yargılamaz, onların içinden konuşur; bu yüzden rahatsız edicidir, bu yüzden okur metnin dışına çıkamaz. Çünkü anlatılan şey başkalarının korkaklığı değil, insanın kendi içinde sessizce kurduğu ucuz düzenlerdir; daha az istemenin, daha az düşünmenin, daha az hissetmenin düzenidir bu. Ucuzayiyenler bittiğinde geriye bir hikâye kalmaz, bir olay kalmaz, bir sonuç kalmaz; geriye sadece ağır bir düşünce kalır ve o düşünce insanın peşini bırakmaz. Ucuz yaşamanın aslında yoksullukla değil, kendinden vazgeçmeyle ilgili olduğu düşüncesi. Bernhard bunu açıklamaz, çünkü açıklamak hafifletir; o bunu tekrar eder, döndürür, uzatır, boğar. Ve insan bir noktadan sonra şunu anlar: Bu kitap ucuz yiyenleri anlatmaz, bu kitap insanın kendi hayatında nereden kıstığını, nerede durduğunu, nerede daha fazlasını istemekten korktuğunu sorar. Ve bu soruyu bir kez değil, defalarca sorar, çünkü Bernhard’a göre insan ancak aynı soruyla uzun süre baş başa kaldığında rahatsız olur ve Ucuzayiyenler tam olarak bu rahatsızlığın kitabıdır.
1000Kitap
UcuzayiyenlerThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2021401 okunma
··
602 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Uzun zamandır bu kadar iyi bir değerlendirme okumamıştım. Emeğinize sağlık. İnanılmaz derecede okuma isteği uyandırdı yazınız bende. Kitabı yazınızdan daha az etkileyici bulacağım diye korkarım 😀
Murat Sezgin
Gönderi Sahibi
Düşünceleriniz için teşekkür ederim. Benim değerlendirmem Thomas Bernhard’ın üzerine geçemez. 🙏🏽
Harika bir inceleme