Gönderi

Osmanlı’dan Günümüze Kimlik Üzerinden Yürütülen Emperyal Müdahale
Puan vermedi·240 syf.··
2026 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 16:43
Türk toplumsal birliğini parçalamaya yönelik projeler, yalnızca dış müdahalelerle değil, zaman zaman içeride yapılan siyasal tercihler ve tarihsel hatalarla da beslenmiştir. Devletler kadar büyük devlet adamları da yanılabilir; önemli olan, bu yanılgıları kutsamak değil, doğru okumak ve tekrar etmemektir. Türk milletini oluşturan unsurlar arasına yapay ayrımlar sokma çabası, emperyalizmin en eski yöntemidir. Bu yöntem, önce dili ayrıştırır, ardından tarihi parçalar, en sonunda da siyaseti bölmeye çalışır. Osmanlı Devleti’nin son döneminde bu strateji bilinçli biçimde uygulanmış; Suriye, Irak, İran ve Anadolu’nun doğusunda yaşayan topluluklara “ayrı bir etnik kimlik” inşa edilmek istenmiştir. 19. yüzyıl Avrupalı emperyalist devletleri ve Çarlık Rusyası, Kürtçülük faaliyetlerini bu zeminde sistematik hale getirmiştir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken kritik bir nokta vardır: Emperyal projeler yalnızca dışarıdan dayatılmamış, zaman zaman Osmanlı’nın kendi siyasal refleksleriyle de alan bulmuştur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Yavuz Sultan Selim döneminde Safevi tehdidine karşı izlenen politikadır. Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in mezhepçi ve yayılmacı siyasetini bertaraf etmek amacıyla doğuda hızlı ve pragmatik bir çözüm aramış; bu çerçevede bazı Kürt aşiretlerine geniş özerklikler tanımıştır. Kısa vadede askeri ve siyasi bir kazanım gibi görünen bu tercih, uzun vadede devlet bütünlüğü açısından ciddi bir siyasal hataya dönüşmüştür. Merkezi otoritenin bilinçli olarak gevşetilmesi, aşiret yapılarının güçlenmesine, yerel beylerin ve şeyhlerin kendilerini devletin yerine koymasına zemin hazırlamıştır. Bu noktada açık konuşmak gerekir: Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e karşı verdiği mücadele tarihsel olarak meşru olabilir; ancak Kürt aşiretlerini özerklikle tahkim eden politika, ilerleyen yüzyıllarda feodal yapıyı derinleştirmiş, merkezi devletle halk arasına aracılar sokmuş ve ayrılıkçı fikirlerin filizlenebileceği bir zemin yaratmıştır. Tarihsel kişilikleri putlaştırmak, bu gerçeği değiştirmez. Büyük hükümdarlar da hata yapabilir; önemli olan bu hataların bedelini milletin yüzyıllar boyunca ödemesidir. Nitekim sonraki dönemlerde patlak veren Kürt isyanları, hiçbir zaman bir halkın topyekûn özgürlük mücadelesi olmamıştır. Bu isyanların arkasında aşiret reisleri, şeyhler ve yerel güç odaklarının mevki, vergi ve iktidar hesapları vardır. Merkezi idarenin güçlenmesini istemeyen bu yapılar, yol, köprü ve altyapı yatırımlarına dahi karşı çıkmış; bölgenin geri kalmışlığını kendi iktidarlarının teminatı olarak görmüştür. Sorun uluslaşma değil, derebeyliktir. Bu tabloyu doğrulayan en önemli tanıklıklardan biri de İngiliz subayı Binbaşı Noel’dir. Noel’in saha gözlemleri, Kürt halkının ezici çoğunluğunun Osmanlı birliğine ve Türklerle kardeşliğe bağlı olduğunu göstermektedir. Kürt aşiretleri yabancı tahakkümünden çekinmiş, Ermeni ve İngiliz’i kendilerinden uzak görmüş; Türklerle aralarına etnik bir sınır konulmasını reddetmiştir. Bu gerçek, bugün dayatılmaya çalışılan “tarihsel etnik çatışma” anlatısının ne kadar yapay olduğunu ortaya koymaktadır. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise bu feodal ve ayrılıkçı miras, terör örgütleri ve psikolojik harp yöntemleriyle yeniden üretilmiştir. Terör örgütleri, şiddeti meşrulaştırırken devleti “inkâr ve imha” söylemleriyle suçlamakta; güvenlik güçlerinin hukuki ve meşru operasyonlarını propaganda malzemesine dönüştürmektedir. Sürekli tekrar edilen çarpıtılmış bilgilerle toplumsal hafıza zehirlenmektedir. Bu noktada Banu Avar’ın uyarısı önemlidir: "Mesele ne kültürel haklar ne de özgürlüklerdir. Mesele, petrol coğrafyasını kontrol etmek isteyen emperyal güçlerin, etnik ve dini ayrıştırmayı bir araç olarak kullanmasıdır. Tarih defalarca göstermiştir ki bu projelerde ilk harcananlar, o projelere umut bağlayan yerel işbirlikçilerdir." Sonuç olarak, bugün yapılması gereken, binlerce yıllık Türk–Kürt kardeşliğini hedef alan bu projeleri doğru okumak ve aynı tuzağa tekrar düşmemektir. Bu coğrafyada var olabilmenin yegâne şartı, emperyal emellere karşı ortak tarih, ortak kader ve ortak vatan bilinciyle hareket etmektir. Ayrıştırma değil birlik, kimlik siyaseti değil milli dayanışma, bu toprakların gerçek sigortasıdır. Bu topraklarda var olmanın başka bir yolu yoktur.
Kürt İsyanlarıBora İyiat · Kripto Yayınları · 201717 okunma
·
65 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.