Diana... Asıl adı Marina Sabatier. Alexandre Seurat, bu ilk romanında okuru konfor alanından çıkarıp modern dünyanın en karanlık köşelerinden birine; aile içi şiddetin ve sistemin körlüğünün ortasına bırakıyor. Kitabı elinize aldığınızda kapaktaki o mor/pembe tonların yarattığı masumiyet algısı, içeriğe girdiğiniz anda yerini ağır bir yumruya bırakıyor. Roman, Diana adındaki küçük bir kızın 6 sene boyunca taciz ve işkenceye maruz kalmış trajik yaşamına odaklanıyor. Ancak yazar bunu tek bir ağızdan anlatmak yerine, çok sesli bir tanıklık yöntemiyle yapıyor. Öğretmenler, sosyal hizmet görevlileri, doktorlar ve akrabalar... Her biri Diana’yı gördü, her biri bir şeylerin "yanlış" olduğunu fark etti. Kitabın asıl vurduğu nokta tam olarak burası: Herkesin bir şeyler bildiği ama kimsenin tek başına çocuğu kurtaramadığı o devasa bürokratik ve toplumsal eylemsizlik. Kitabın adı olan "Sakar", aslında çocuğun vücudundaki morlukları, kırıkları ve yaraları açıklamak için ailenin kullandığı o korkunç bahaneye bir atıf. Okur olarak, o küçük bedendeki her izin bir "sakarlık" sonucu değil, bir zulüm sonucu olduğunu bilmek, metni okumayı duygusal anlamda oldukça zorlaştırıyor. Yazarın dili oldukça mesafeli, soğuk ve raporvari. Bu yalınlık, anlatılan olayın dehşetiyle birleşince ortaya çarpıcı bir kontrast çıkıyor; duygusallığa yer vermeyen bu dil, okurun kendi duygularıyla baş başa kalmasına neden oluyor."Sakar" sadece bir aile trajedisi değil, aynı zamanda modern toplumun koruma mekanizmalarının nasıl paslandığının da bir belgesi. Kitabı bitirdiğinizde kendinizi bir suç ortağı gibi hissedebilirsiniz. Yazarın amacı da tam olarak bu: Görmezden gelmenin sessiz suç ortaklığını yüzümüze çarpmak. Diana’nın o sessiz çığlığı, kitabın son sayfasını kapatsanız bile zihninizde yankılanmaya devam ediyor. Eğer edebi anlamda güçlü, toplumsal bir yaraya parmak basan ve sizi uzun süre düşündürecek bir eser arıyorsanız doğru kitaba bakıyorsunuz. Ancak uyarayım; bu kitap kalbinizi biraz kıracak. İnsan doğasının karanlık yanıyla ve sistemin hantallığıyla yüzleşmeye hazırsanız, kütüphanenizin en özel (ve en hüzünlü) köşelerinden birine aday. Keyifli okumalar.