“Dervişin Teselli Koleksiyonu”, insanın en kırılgan anlarına sessizce yaklaşan bir metin gibi okunuyor. Mecit Ömür, teselliyi yüksek sesli nasihatlere dönüştürmeden, kalbin yanına oturup bekleyen bir dil kuruyor. Cümleler acele etmiyor; yaraya parmak basmak yerine, yarayı anlayarak sarma niyeti taşıyor. Okurken, metnin sizi bir yere çağırmaktan çok, bulunduğunuz yerde durup nefes aldırdığını hissediyorsunuz. Bu yönüyle kitap, okuru “daha iyi olmalısın” diye sıkıştırmıyor; “olduğun yerden başlayabilirsin” diye yumuşakça cesaretlendiriyor.
Anlatının merkezinde, dervişâne bir sükûnet var: Az sözle çok şey söyleyen, kırmadan doğrultan bir dil. Teselli, burada kaçış değil; acıyla yüzleşirken kalbi diri tutmanın bir yolu olarak beliriyor. Metin, modern insanın yorgunluğunu tanıyor; hızın ve gürültünün arasında yıpranan duygulara küçük duraklar açıyor. Kimi pasajlar bilerek sade; okurun kendi iç sesiyle konuşmasına alan bırakıyor. Bu sadelik, metnin samimiyetini besliyor ve okuru romantik bir duyguya hapsetmeden, derin bir iç muhasebeye davet ediyor.
Kitabın en güçlü yanı, teselliyi geçici bir rahatlama değil, kalpte yavaş yavaş yer eden bir direniş biçimi olarak sunması. Okur, acının yok sayılmadığı; fakat acıyla birlikte yürümenin mümkün olduğu bir bakışla karşılaşıyor. Bu, insanı güçlendiren türden bir teselli: Yarayı unutturmayan ama yarayla birlikte ayakta kalmayı öğreten bir dil. Sayfalar kapandığında geriye kalan, anlık bir ferahlık değil; kalpte ağır ağır genişleyen bir sükûnet ve kendine karşı daha merhametli olma isteği oluyor.