·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Şubat 2026 16:10 Kitabı küçükken okuyup pek bir şey anlamamıştım. Şimdi okuduğumda anladığımı hissedebiliyorum. Kitabın genel olarak akışkan olduğunu, üslubünün sıkmadığını söyleyebilirim. Kitabın konusunda bir derinliğin oluşu ve güzel mesajlar verişi de göz ardı edilemez.
George Orwell 1984 kitabında yaptığı gibi aslında bu kitapta da Stalin’den söz ediyor. Hayvanlar Çiftliği’nin başta oluşturduğu zemin de Soveytler Birliği’ni andırıyor. “Yoldaş” ifadesi, sözde Cumhuriyet olsa bile tek bir adayın oluşu, ya da hayvan Cumhuriyetini simgeleyen bayrağın sembolü olsun Sovyetler Birliği’ndeki Stalin dönemiyle eşleşiyor. Napoléon’un ihaneti, hayvanların bilinçsizliği -ki Napoléon bu biliçsizliği kullandı- eşitlik ilkesinin tamamen raydan çıkışı ve sınfısız bir toplum inşası yerine bunu yıkmak… Tarihte gördüğümüz örnekleri bu şekilde daha açık ve anlaşılır şekilde okumak güzeldi. Eğer hayvanlar, biliçsiz olmasaydı, önceden yaşadıkları haksızlıkları unutmasalardı, okumayı yazmayı bilselerdi Napoléon’un işi bir hayli zor olacaktı. Bilgili olmanın önemini anlatıyor bu kitap bence. Stalin’i eleştirmenin yanında halkı da eleştiriyor. “Başta aynı durumdan muzdariptiniz tekrar ayaklansanıza, hakkınızı arasanıza” diyor sanki. Gücün bir elde toplanışının tehlikesini zamanla kuralları liderin bozuşuyla anlatıyor.
Kitabın daha uzun olmasını ve hayvanların Napoléon’un ihanetini gördükten sonra ayaklanmalarını okumak isterdim. Acaba Napoléon onları yine bastırır mıydı yoksa artık hayvanların aklı başına gelmiş miydi? Diyelim ki Napoléon’un liderliği elinden alındı, bu sefer gerçek bir hayvan çiftliği inşa ederler miydi yoksa zaman zaman Napoléon gibileri çıkar mıydı? Bunların cevabını görmek isterdim.
Napoléon’u kitabın başından beri hiç sevmedim. Lider oluşuyla beraber hayvanlar için iyi işler yapmasını beklememize rağmen hiçbir şey yapmadı. Hayvanlar çalıştılar, yoruldular ama usanmadılar. Ancak kendisini çok çalışıyormuş gibi gösterip yatmayı, tuzak kurmayı, ihanet etmeyi seçti. Yanına aldığı köpekler onun bir numaralı adamlarıydı ve asla kendisine zarar gelmezdi ne de olsa. Hayvanlar okumayı bilmiyor diye onları kandırdı, onların zihinleriyle oynadı, hepsini arkadan bıçakladı. Güç zehirlenmesi de buna deniyor aslında. Başta yazılan gibi her hayvan eşit olmalıydı. Ne zaman güç kavramı bir yerde toplansa bu güç, çıkarlar için kullanılır ne de olsa. Sovyetler Birliği’ndeki Stalin gibi. Başta herkesin eşit olacağı gayesiyle yola çıkıp hiç sezdirmeden tüm gücü kendi elleri altına aldı. Mağdur olan halk oldu. Bu güç insanın gözünü döndürür ve her türlü kötülüğü yaptırabilir. Güç tek bir elde değil, her elde olmalıdır. Paylaştırılmalıdır. Aksi takdirde Napoléon gibi Stalin gibi bu gücü kullanıp halkı susturabilirler.
Kitabın başında yazılan Yedi Emir tek tek her bölümde çiğnendi ve en sonunda iş “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir”e döndü. Başta çiftlik sahibi Jones, hayvanları çok çalıştırıyor, onların yavrularını alıyor, işe yaramayanları satıp kesiyordu. Buna sıkılan hayvanlar bir devrim yaratmak istediler ama bu devrim yanlış kişilerin eline geçti. Eşitlik ilkesi çiğnendi. Başta insanlarda olan tüm özellikler domuzlarda da görülmeye başlandı. Son bölümde aynı masada insanlarla beraber konuşan domuzları gördük. Çıkarlar için, kendilerini üstün gördükleri için başta düşman saydıklarıyla aynı masaya oturdular ve onlardan farksız bir hâle büründüler. Ana mesajın bilinçsizlik olduğunu düşünüyorum. Hayvanlar bilinçsizdi ne yazık ki. Kandırıldıklarının farkında olmamaları onların acı çekmesine sebep oldu. Bilinçli olsalardı aslında, Napoléon’a izin vermezlerdi ama hiçbiri sezmedi. Sezen olsa da azınlıkta olduğu için bastırıldı