Ah, o son sayfaları çevirirken gözyaşlarını tutabilen var mı gerçekten? Maria Puder ve Raif Efendi'nin o yarım kalmışlığı, insanın boğazında koca bir düğüm bırakıyor.
Kitabın üzerine "Hassas kalpliler okumasın" notu düşülmeli, çünkü o son mektupların ve tren garı sahnesinin yarattığı hüzün, sayfaların arasından süzülüp insanın ruhuna işliyor. Kitabın ilk yarısında tanıdığımız Raif Efendi, iş yerinde hor görülen, ailesi tarafından bile ciddiye alınmayan, "silik" bir karakterdir. Ancak o eski defter açıldığında anlarız ki, bu sessiz adamın içinde fırtınalar kopmuş, koca bir dünya kurulup yıkılmıştır. Yazara göre asıl trajedi, bir insanın içinde taşıdığı o devasa dünyayı anlatacak kimseyi bulamamasıdır.
"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ehemmiyetsiz adamının bile, ancak yakından bakıldığı zaman sezilebilecek kadar şaşırtıcı ve karmaşık bir iç dünyası vardır."
Bu kitabı okurken gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf etmeliyim; o son sayfalar, insanın kalbinde telafisi olmayan bir boşluk bırakıyor.