Rollo May ... Amerikalı bir psikolog. Aynı zamanda varoluşçu. Ve tabi ki de hümanist. Tuhaftır ki bu varoluşçuların çoğu sanki aynı zamanda hümanist . Adam bu özelliklerden yola çıkarak kendince bir hayat felsefesi ortaya çıkarmıştır. Bu hayat felsefesinde Freud ve Otto Rank gibi isimlerden de baya etkilenmiştir. Şimdi dilimize de çevrilmiş olan Yaratma Cesareti adlı eserine bir dokunalım.
May bu eserinde yaratıcılığı işlemiştir . Pek tabi bu yaratıcılık kavramını varoluşçuluk paradigmasıyla iyice harmanlamıştır. May'a göre yaratıcılık sadece sanatla edebiyatla kıyaslanamaz. Ina göre yaratıcılık hayatın her alanındaki olumlu faaliyetlerdir diyebiliriz. Bu uğurda en büyük yaratıcılık kişinin benliğini bilinçli şekilde inşa etmesidir. Kişi ilk elden kendini yaratmalı ve hayatı bu yönde sürekli idame etmelidir . Bu eserde cesaret kavramını sıkça kullanmıştır. Ya zaten kişi cesaretsiz ise yaratımda da bulunamaz ve konfor alanı içinde sıkışıp kalır. Kısaca bilinçsiz bir metabolizma gibi yaşamaya başlar . Ona göre cesaret kişiyi fiiliyata sürüklemeli. Demin de dile getirdiğimiz gibi konfor alanı yaratıcılığı köreltir . Konfor alanından çıkmak ise kaygıya neden olur . Malum beynimiz yeni şeyleri genel olarak şüpheli ya da düşman olarak algılar . O yüzden May tüm bu kaygılara rağmen cesaret gösterilmesi gerektiğini savunur . Ancak bu şekilde konfor alanından uzaklaşma olacağını dile getirir ve akabinde yaratma meydana gelir der. Genel olarak böyle dile getirmesine rağmen varoluşçu perspektiften yaklaştığı için bazen kaygının olumlu şeylere neden olduğunu da dile getirir . Buradaki esas orijin kişinin kaygıya nasıl yaklaştığıdır. Kişi eğer kaygıya sıçrama tahtası şeklinde yaklaşacak olursa bu kaygı yaratmaya da neden olur. Ama kaygı konfor alanını besliyorsa o kaygı kötü kaygıdır .
May'a göre etkileşim oldukça önemlidir insanlar arasında. Bu deneyim kazandırır kişiye. Ve deneyimler de yaratmayı zorunlu kılar ya da pozitif yönde katalizör görevi görür . Bu duruma kitapta karşılaşma olarak değinir. Aslına bakacak olursak tabula rasa meselesi gibi bişey. İnsan ne kadar etkileşim içinde olursa zihni de o denli gelişir.
Yaw bu yaratıcı kişiler de antisosyal sanırım . Kitap bunun üzerine de pasajlara yer vermiş. May bu türden yaratıcı kişilerin topluma göre anormal olabileceğini dile getirir . E wala cidden bence de öyle. Nerde yaratıcı tuhaf gözlüklü bişey görsek içimizde tuhaflıklar meydana geliyor bu da kim diyoruz. Halbuki asıl dikkat edilmesi gereken onlar. E haliyle onlar da bizi tanıdığı için ve bizlerden de sakındıkları için doğal olarak bizim gibi "normallere " göre anormal olmaları pek tabi . Yine de yaşasın bizim gibi "normallere" göre anormal olanlar diyelim :)
May yaratma cesaretini onkoloji ile de yan yana getirmeye çalışır . İnsan ne kadar yaratıcı olursa asıl benliğini o derece ortaya çıkarır der. Bu durum insanın içsel krizlerini de atlatmaya yardımcı olur der . Hakikaten bizler gibi boş beleş insanlar sürekli krizlerle cevelleşirken bu yaratıcı kişiler tuhaf bir mutlulukla karşımıza çıkıyorlar. Ve insan bu şekilde özgürleşir der May. Çünkü kişi onkolojik olarak cevaplar bulduğunda rahatlar ve bu durum onu daha özgür kılar. Kişi bi de özgürlüğü tattı mı buna anlam verir. Anlam vermek anlamaktır. Anlayan insanlar sakinleşir. Kendilerini tamamlamış gibi hissedip huzura kavuşurlar sanırım. Tüm bunları harmanladığımızda May bu süreçlerden dolayı kişinin yabancılaşmayı geride bırakacağını dile getirir. Kişi kendisiyle, çevresindekilerle, doğasıyla arasındaki yabacılaşmayı ortadan kaldırdığına göre ... işte hayat bu diyordur herhalde bence galiba sanırım...
May, cesareti dört temelde ele alır. Bunlar; fiziksel cesaret, ahlaki cesaret, sosyal cesaret ve yaratıcı cesaret . Eser zaten yaratıcı cesaret üzerine kaleme alınmış . Diğer cesaret türlerini de az çok tahmin edersiniz diye düşünüyorum.
İyi okumalar
Esenlikle..