"Güçsüz müydüm ben? Kendini kandıran bir yalancı mı? Zaman kazanmaya çalışan bir korkak mı? Bulunmayı bekleyen bir kayıp mı?"
Kitaba başladığımdan beri kafamda dönüp duran tek şey evin ne olduğu, nerede olduğu değil de herkesin evinin kendi içi olduğuydu. Zaten karakterimiz de İstanbul-Finisterra yolculuğunda tamamen kendi içine odaklanıyordu. Hep bir şeylere ihtiyacımız var sanıyoruz aslında, arkadaş, sevgili, para... Neye sahip olursak olalım bunların yetmediğini görünce huzuru bulamamamızı dışsal nedenlere bağlıyoruz. Kendimizi evsiz zannediyoruz hiçbir yere ait hissetmiyoruz ama aslında evimizi kendi içimizde yaratıyoruz. Kırıksa dökükse tamir ediyoruz, rengi solduysa renklendiriyoruz, içine istediğimiz duyguları koyuyoruz. Bazen o kadar benciliz ki sahip olduğumuz tek evi bi çırpıda yakarken hiç çekinmiyoruz. Bu kitap, daha doğrusu bu yolculuk, Seher'in içindeki o evi bulma ve değerini anlama yolculuğu. Evinize iyi davranın<3