Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye adlı romanını, İş Bankası Kültür Yayınları’nın günümüz Türkçesi baskısıyla okudum ve daha ilk sayfalardan itibaren kendimi hem gülümserken hem de insan doğasına dair rahatsız edici gerçeklerle yüzleşirken buldum.
Roman, yüzeyde son derece eğlenceli ve mizah dolu bir hikâye gibi görünse de satır aralarında güçlü bir toplumsal eleştiri barındırıyor. Konağın erkeklerinin arzularına yenik düşmeleri, ahlak söylemleri ile gerçek davranışları arasındaki uçurum ve herkesin kendi kendini kandırma becerisi, Hüseyin Rahmi’nin keskin gözlem gücü ile mümkün oluyor.
Mürebbiye karakteri ise romanın en dikkat çekici tarafı. Onu yalnızca “baştan çıkaran bir kadın” olarak okumak büyük bir haksızlık olur. Aksine, ne istediğini bilen, insanların zayıflıklarını görebilen ve buna göre konumlanan son derece gerçek bir karakter. Belki de romandaki en dürüst kişi odur; çünkü rol yapmaz, arzularını inkâr etmez ve kendini kandırmaz. Konağın diğer sakinleri ise saygınlık ve ahlak görüntüsü altında kendi zaaflarını gizlemeye çalışan insanlardır.
Romanın sonunda yaşananlar sürpriz sayılabilir; ancak karakterlerin psikolojik altyapısı o kadar sağlam kurulmuştur ki aslında her şeyin kaçınılmaz olduğunu hissedersiniz. Zaten bugün bize “klişe” gibi gelen birçok olay örgüsünün, döneminin büyük yazarları tarafından ilk kez kurulduğunu hatırlamak gerekir. Hüseyin Rahmi de bu ustalardan biri olarak modern anlatının yapı taşlarını çok önceden döşemiştir.
Mürebbiye, yalnızca bireylerin değil, bir aile yapısının ve hatta toplumsal ikiyüzlülüğün nasıl çözülebildiğini gösteren güçlü bir roman. Mizahı sayesinde kolay okunan ama alt metniyle uzun süre zihinde kalan bu eser, bana bir kez daha şunu düşündürdü: Aradan yüz yılı aşkın zaman geçmiş olsa da insan doğası pek değişmiyor.
Sonuç olarak Mürebbiye, erkeklerin acizliğini, bastırılmış arzuların yarattığı trajikomik durumları ve göründüğü kadar sağlam olmayan aile yapısını ustalıkla gözler önüne seren, hem eğlendiren hem düşündüren çok kıymetli bir klasik.